Ankara'da bir hastanede intörn hekim olarak çalışan tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Yağız Emre Yüce, dönemin 1 Temmuz 2026'da başladığını ve 1 Temmuz 2027'de biteceğini Türkinform'a anlattı. Sürenin tam 12 ay olduğunu ve yüzde yüz devam zorunluluğu bulunduğunu söyledi.
ON İKİ AY SÜRÜYOR VE TATİLİ BULUNMUYOR
Dönemin hiçbir tatil içermediğini belirten Yüce, hafta sonu ve resmi tatillerin kâğıt üzerinde var olduğunu aktardı. Nöbete denk gelen günlerin tatil sayılmadığını ekledi.
Öğrenciliğin son beş yılıyla arasındaki farkı iki başlıkta topladı.
Birincisi sınav. Geçen beş yılda en çok teorik yükü ağır sınavlardan ve sözlülerden strese girdiğini söyleyen Yüce, intörnlükte herhangi bir sınava tabi tutulmadıklarını belirtti.
İkincisi ve daha belirleyici olanı ise sorumluluk. Yaptıkları işlerin işlevsel olmasının kendisine çalışan olduğunu hissettirdiğini kaydetti.
Dönem beşten intörnlüğe geçişin üç haftalık yaz tatiliyle ayrıldığını aktaran Yüce, tatil bittiğinde muamelenin bir anda değiştiğini söyledi. Beş yıl boyunca öğrenci gibi davranılan kişiye hastanede çalışan bir sağlık görevlisi gibi yaklaşılmaya başlandığını aktardı.
Kendisini en çok şaşırtan noktayı da adlandırdı. Yapmaları gereken işlerde daha önce defalarca yapmış gibi, zaten biliyor varsayılarak davranıldığını belirtti.
Yeni olduklarının bilinmesine rağmen tablonun böyle işlediğini ekledi.
Derslikten hastaneye geçişi tek cümleye indiren Yüce, sorumluluğu işaret etti. Ona göre yalnızca sorumluluk almayı isteyenler iyi hekim oluyor.
Gerekçesini de açıkladı. Bazı boşluklardan yararlanarak çok daha rahat bir intörnlük geçirmenin mümkün olduğunu, asistanların sınav hazırlığı için zaman tanıdığı durumlar bulunduğunu ve kolay işlerin peşine düşenler olduğunu anlattı. Hiç kan almadan intörnlüğü tamamlamanın bile mümkün olduğunu söyledi.
Sözünü bir uyarıyla bitirdi. Sorumluluktan kaçmanın kimseyi iyi bir hekim ve iyi bir iş arkadaşı yapmayacağını belirtti.
YAKA KARTINDA ÖN HEKİM İBARESİ YER ALIYOR
Hastaneye gelen kişinin kendisini nasıl tanıdığını anlatan Yüce, giydikleri scrubs ile yaka kartını işaret etti. Kartta ad, soyad, kimlik numarası ve ön hekim ibaresi yer alıyor.
Tanınma biçiminin cinsiyete göre değiştiğini söyledi.
Erkek intörnlerin büyük çoğunlukla hekim ya da tıp öğrencisi sanıldığını belirten Yüce, kadın intörnlerin ise sıklıkla hemşire zannedildiğini aktardı. Aynı kıyafeti giyip aynı kartı taşımalarına rağmen kadın arkadaşlarına hemşire hanım diye seslenildiğine defalarca tanık olduğunu söyledi.
Yanlış anlaşılmayı her seferinde düzelttiklerini belirtti. İki mesleğin de önemli olduğunu, ancak görev tanımlarının birbirinden ayrıldığını ve hastanın hekimden talep etmesi gereken şeylerle hemşireden talep ettiklerinin farklı olduğunu vurguladı.
MUAYENE ODASINDA GÖREVİ GÖZLEM YAPMAK
Muayene odasında daha geride kaldıklarını belirten Yüce, hastanın doğrudan asistan hekimle ya da öğretim üyesiyle iletişime geçtiğini söyledi.
İntörnün odadaki asıl işi gözlem. Hekimin hangi soruları yönelttiğini, hastaya nasıl yaklaşıldığını ve alınan yanıtların teorik bilgiyle nasıl eşleştirileceğini öğrendiklerini aktardı.
Hasta odadan ayrıldıktan sonra sorumlu hekimle vaka üzerine konuşmayı aktif öğrenmenin en iyi yollarından biri olarak tanımladı.
Sorumlu hekimin büyük oranda odada bulunduğunu, tek istisnanın acil servis stajındaki yeşil alan görevi olduğunu söyledi. Orada hastayla tek başına görüştüğünü, takıldığı noktada sorumlu hekime danıştığını belirtti.
TEK BAŞINA YAPILAN İŞLERİN LİSTESİ UZUN
Kendi başlarına yaptıkları işlerin hastaneden hastaneye değiştiğini kaydeden Yüce, kendi hastanesini intörnlere en çok esneklik tanıyanlar arasında saydı.
Listeyi tek tek sıraladı. Damar yolu açma, venöz ve arteriyel kan alma, idrar sondası ve nazogastrik sonda takma, pansuman, kas içi enjeksiyon, hastadan onam alma, yeni yatan hastanın anamnezini alma ve elektrokardiyografi çekme işlemlerini başlarında hekim olmadan yaptıklarını söyledi.
Başında hekim bulunması gereken işlemlerin sayısının çok kısıtlı olduğunu ekledi.
Örnek olarak yeniden canlandırma işlemini verdi. Kalbe bası ve solunum desteğini intörnlerin uyguladığını, entübasyonun ise hekimin işi olduğunu ya da sorumlu hekimin inisiyatifiyle gözetim altında yapıldığını anlattı.
Reçete konusunda tablo net. Reçete yazdığını söyleyen Yüce, mezun olmadığı için altında kendi imzasının bulunmadığını, yazdığı reçetenin sorumlu hekimin kaşesine ve imzasına bağlı olduğunu belirtti.
SEN DOKTOR MUSUN SORUSU SORULUYOR MU?
Serviste yatan hastalarla birebir görüştüklerini ve sen doktor musun sorusunu çok sık duyduklarını söyleyen Yüce, soruya evet yanıtını verdiğini söyledi.
Gerekçesini mezuniyet sonrasına dayandırdı. Kısa süre sonra atandığı hastanede aynı bilgilerle, yalnızca daha büyük sorumlulukla göreve başlayacağını ve kimliğinin bir anda değişmeyeceğini belirtti. Yanıtın hastaya güven verdiğini, kendi özgüvenini de artırdığını ekledi.
Hukuki durum farklı işliyor. İntörn hekim henüz diploma almamış bir tıp fakültesi öğrencisi olarak kabul ediliyor ve hekimlik yetkisi mezuniyetle doğuyor. İntörnün yaptığı işlemler sorumlu hekimin gözetimi ve sorumluluğu altında yürüyor.
GÜVENMEYEN HASTAYLA NASIL BAŞ EDİYOR?
Öğrenci olduğu için kendisine güvenilmediği anlar yaşadığını dile getiren Yüce, bazı hastaların durumu doğrudan dile getirdiğini aktardı. Karşı tarafın kendisini denek gibi hissettiğini düşündüğünü ve rahatsız olduğunu anlattı.
Karşılaştığı anda izlediği yolu da anlattı. İstenen tetkiklerin neden istendiğini ayrıntılı biçimde açıkladığını, açıklamanın çoğu zaman güveni yeniden kurduğunu söyledi.
Israrcı olan hastalarla da karşılaştığını ekledi. Öğrenci istemediğini ve hekim çağrılmasını isteyenlerin nadir de olsa bulunduğunu belirtti.
Sözlerini eğitim hastanelerinin işleyişine bağladı. Yüce, eğitim araştırma hastanesinde öğrenimin tedavinin önünde geldiğini ve yeni hekimlerin yetişmesinin buna verilen izne bağlı olduğunu savundu.




