İcra takibinde haciz işlemi uygulanırken karşılaşılan en kritik sorunlardan biri, haczedilen malın fiilen borçluya ait olup olmadığıdır. Özellikle borçlunun üçüncü kişilerle aynı işyerinde faaliyet göstermesi, aile bireyleriyle birlikte yaşaması veya ticari malların ortak kullanılan alanlarda bulunması hallerinde mülkiyet hususunda ciddi uyuşmazlıklar doğabilmektedir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve devamı maddelerinde düzenlenen istihkak kurumu, üçüncü kişinin haczedilen mal üzerindeki mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddiasını ileri sürmesine imkân tanır. Burada temel mesele, alacaklının cebri icra yetkisi ile üçüncü kişinin mülkiyet hakkının çatışmasıdır.
Cebri icranın temel ilkesi, borçlunun malvarlığının takip konusu borcun güvencesini teşkil etmesidir. Ne var ki bu ilke, borçluya ait olmayan malların da haczedilebileceği anlamına gelmez. Üçüncü kişiye ait bir malın borçlunun borcu nedeniyle haczedilmesi, doğrudan mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşır.
Aynı adreste faaliyet gösteren şirketler bakımından istihkak uyuşmazlıkları daha karmaşık bir boyut kazanır. Bir şirkete ait makine, araç, stok veya ticari emtianın başka bir şirketin borcu sebebiyle haczedilmesi durumunda, yalnızca haciz esnasında malın nerede bulunduğuna bakılması yeterli değildir; faturalar, teslim belgeleri, ticari defter kayıtları, kira sözleşmeleri ve malın fiili kullanım tarzı gibi deliller bir arada değerlendirilmelidir.
Bu noktada mülkiyet karinesinin kimin lehine işlediği belirleyici hale gelmektedir. İcra hukukunda haciz mahallinde bulunan malın kime ait sayılacağına dair kanuni karineler, ispat yükünün kime ait olduğunu doğrudan belirler.
Bununla birlikte, yalnızca istihkak iddiasında bulunulması haczi kendiliğinden hükümsüz kılmaz. İddianın yasal süresi içinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi, somut delillerle desteklenmesi ve icra dosyasındaki usul işlemlerinin titizlikle takip edilmesi şarttır.
Uygulamada özellikle aile şirketlerinde ya da aynı işyerini paylaşan farklı işletmelerde bu uyuşmazlıklara sıkça rastlanmaktadır. Şirketlerin bağımsız tüzel kişiliklere sahip olması, kural olarak birinin malvarlığının diğerinin borcundan sorumlu tutulmasını engeller. Ancak malların fiili kullanım şekli, şirketler arasındaki iktisadi bağ ve malvarlığı ayrımının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da uyuşmazlığın esasını etkileyebilmektedir.
İstihkak uyuşmazlıklarının diğer bir boyutu ise üçüncü kişinin hakları korunurken, alacaklının kötü niyetli mal kaçırma girişimlerine karşı gözetilmesidir. Borçlunun sırf hacizden mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği muvazaalı devirler ile gerçekten üçüncü kişiye ait bir malın haczedilmesi, hukuken bütünüyle farklı sonuçlar doğurur.
Dolayısıyla istihkak davalarında yalnızca şekli belgelerin varlığına değil, bu belgelerin gerçek bir iktisadi ilişkiyi yansıtıp yansıtmadığına bakılmalıdır. Haciz tarihinin hemen öncesinde tanzim edilen veya malın fiili kullanımını izah edemeyen belgeler, tek başına mülkiyeti ispata elverişli kabul edilmemelidir.
İstihkak kurumu, cebri icranın sınırlarını çizen temel bir hukuki denge mekanizmasıdır. Alacaklının takip hakkı gözetilirken, üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının ihlal edilmesi engellenmelidir; burada belirleyici olan unsur, mülkiyet ilişkisinin somut ve inandırıcı delillerle ortaya konulmasıdır.