Trafik kazasının ardından olay yerinden ayrılan sürücülerle ilgili vakalar sık sık gündeme geliyor. Ancak kazaya neden olan kişinin hukuki sorumluluğu yalnızca kazanın nasıl meydana geldiğiyle sınırlı kalmayabiliyor.
Ceza hukukçusu Prof. Dr. İzzet Özgenç’in ihmali suçlara ilişkin değerlendirmeleri, kişinin kendi davranışıyla başka birinin hayatı açısından tehlike oluşturması halinde, sonrasında hiçbir şey yapmamasının da ceza hukuku bakımından önem taşıyabileceğini ortaya koyuyor.
KAZAYA NEDEN OLAN SÜRÜCÜ İÇİN SORUMLULUK BİTMİYOR
Trafik kurallarına aykırı hareket ederek bir kişinin yaralanmasına neden olan sürücünün, kazadan sonra yaralıya karşı diğer kişilerden farklı bir hukuki konuma gelebileceğine dikkat çekiliyor.
Özgenç, bu durumu değerlendirirken kazaya neden olan sürücünün “yaralanan kişinin tedavi edilmesini sağlamakla yükümlü” olduğunu ifade ediyor. Bu yükümlülüğün temelinde kişinin daha önce gerçekleştirdiği davranışla başkasının hayatı açısından somut bir tehlike oluşturması bulunuyor.
YARALIYI BIRAKIP GİTMEK AYRI DEĞERLENDİRİLEBİLİR
Sürücünün kazaya neden olduktan sonra yaralıyla ilgilenmeden olay yerinden ayrılması, yalnızca kazaya yol açan ilk davranış üzerinden değerlendirilmeyebiliyor.
Ceza hukukunda, kişinin daha önce gerçekleştirdiği bir davranış başkasının hayatı bakımından tehlikeli bir durum yaratmışsa, ortaya çıkabilecek sonucu engellemek konusunda özel bir yükümlülük gündeme gelebiliyor.
Türk Ceza Kanunu'nun 83. maddesi de kişinin önceden gerçekleştirdiği davranışla başkasının hayatı bakımından tehlikeli bir durum oluşturmasını, ihmali davranışla meydana gelen ölüm açısından değerlendirilebilecek durumlardan biri olarak düzenliyor.

“BEN ÇARPTIM AMA SONRASINA KARIŞMADIM” DEMEK YETERLİ DEĞİL
Buradaki kritik ayrım, kişinin yalnızca kazaya sebep olup olmadığı değil, kazadan sonra üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirip getirmediği noktasında ortaya çıkıyor.
Özgenç’in değerlendirmesine göre, kendi davranışıyla bir başkasının yaralanmasına neden olan kişi yaralıya karşı özel bir yükümlülük altına girebiliyor. Bu nedenle kazaya sebep olduktan sonra tamamen pasif kalmak, özellikle daha ağır bir sonucun ortaya çıktığı olaylarda ceza sorumluluğunun belirlenmesinde önem taşıyabiliyor.
Ancak bu durum, kazadan sonra olay yerinden ayrılan her sürücünün otomatik olarak aynı suçtan ve aynı şekilde sorumlu tutulacağı anlamına gelmiyor. Olayın nasıl gerçekleştiği, sürücünün davranışı, ortaya çıkan sonuç ve kişinin bu sonuç karşısındaki tutumu somut olay özelinde değerlendiriliyor.
KAZAYI GÖRENLERLE KAZAYA NEDEN OLAN AYNI KONUMDA DEĞİL
Kazaya dışarıdan tanık olan kişiyle, kendi davranışı sonucunda kazaya ve yaralanmaya neden olan sürücünün hukuki konumu da birbirinden ayrılıyor.
Yaralı bir kişiyi gören üçüncü kişilerin belirli şartlarda yardım veya bildirim yükümlülüğü bulunabilse de kazaya neden olan sürücü bakımından mesele daha farklı değerlendirilebiliyor. Çünkü burada kişi, tehlikeli durumu kendi önceki davranışıyla oluşturmuş oluyor.
BAZEN “HİÇBİR ŞEY YAPMAMAK” DA ÖNEM TAŞIYOR
İhmali suçlarda ceza sorumluluğu yalnızca kişinin yaptığı hareketler üzerinden belirlenmiyor. Hukuken belirli bir sonucu önlemekle yükümlü kişinin, yapması gereken davranışı gerçekleştirmemesi de bazı şartlarda sonuç doğurabiliyor.
Bu nedenle trafik kazasının ardından sürücü açısından yalnızca “Kazaya nasıl sebep oldum?” sorusu değil, “Kazadan sonra yapmam gerekeni yaptım mı?” sorusu da kritik hale geliyor.



