Türkiye ile Irak arasında 28 Temmuz'da imzalanan enerji anlaşmalarının en dikkat çekici başlığı, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) Kerkük petrol sahalarındaki yüzde 15'lik ortaklığı oldu. Kamuoyunda "tarihi adım" olarak değerlendirilen gelişmeyi analiz eden Prof. Dr. Metin Duyar, anlaşmanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik ve stratejik sonuçlar doğurabilecek bir hamle olduğuna dikkat çekti. Duyar'a göre asıl mesele hisse oranından çok Türkiye'nin enerji zincirindeki rolünün değişmesi.
"BU SADECE BİR HİSSE ALIMI DEĞİL"
Prof. Dr. Metin Duyar, 28 Temmuz'da Ankara'da Irak Başbakanı'nın ziyareti sırasında imzalanan beş anlaşmadan biri olan Kerkük ortaklığının yalnızca ticari bir yatırım olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
Burada Prof. Dr. Metin Duyar'ın özellikle vurguladığı "iki ayrı mesele" mevcut:
- Petrolün üretilmesinde pay sahibi olmak,
- Petrolün hangi güzergâhtan ve kimin kontrolünde dünya pazarına ulaşacağı.
Anlaşma kapsamında BP, ConocoPhillips ve TPAO'dan oluşan uluslararası konsorsiyumun Kerkük'teki Baba ve Avanah kubbeleri ile Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarında üretim gerçekleştireceğini hatırlatan Duyar, bu sahalarda yaklaşık 3 milyar varillik kanıtlanmış rezerv bulunduğunu belirtti.

"TÜRKİYE ARTIK SADECE BORU HATTI ÜLKESİ DEĞİL"
Prof. Dr. Duyar'a göre anlaşmanın en kritik yönü, Türkiye'nin enerji denklemindeki konumunun değişmesi. Bugüne kadar Türkiye'nin daha çok Irak petrolünün dünya pazarlarına ulaştırıldığı transit ülke rolü üstlendiğini belirten Duyar, TPAO'nun yüzde 15 ortaklığıyla birlikte artık doğrudan üretimden gelir elde eden ülkeler arasına girdiğini ifade etti.
Duyar, bu adımın TPAO'nun son yıllarda Somali, Libya, Azerbaycan ve Karadeniz'de yürüttüğü uluslararası büyüme stratejisinin devamı niteliğinde olduğunu da vurguladı.
Prof. Dr. Duyar, anlaşmanın ikinci önemli ayağının ise Irak'ın Türkiye'ye günlük 1 milyon varil ham petrol tedarik edilmesini öngören yeni enerji iş birliği modeli olduğunu söyledi. Bu düzenlemenin, süresi dolan Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın yerine geçecek daha kapsamlı bir enerji ortaklığının ilk adımı olarak değerlendirildiğini ifade etti.
"GEÇMİŞİN HATALARI TEKRARLANMAMALI"
Prof. Dr. Duyar, geçmişte yaşanan tahkim sürecini de hatırlatarak önemli uyarılarda bulundu. 2014-2018 yılları arasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin Bağdat'ın onayı olmadan Ceyhan üzerinden petrol ihraç etmesi nedeniyle Türkiye'nin uluslararası tahkimde 1,4 milyar dolar tazminata mahkûm edildiğini anımsatan Duyar, yeni anlaşmanın geçmişteki krizden ayrıldığı en önemli noktanın doğrudan Bağdat merkezi hükümetiyle yapılmış olması olduğunu belirtiyor. Bu sayede geçmişte yaşanan "yetkisiz ihracat" tartışmasının tekrarlanmaması hedefleniyor.
Ancak Duyar, bunun bütün riskleri ortadan kaldırmadığını da vurguluyor.
Çünkü;
- ikinci tahkim süreci devam ediyor,
- Kerkük-Ceyhan Boru Hattı'nın geleceği henüz net değil,
- IKBY'nin yeni enerji denklemindeki rolü de belirsizliğini koruyor.

FİNANSMAN MODELİNE DİKKAT ÇEKTİ
Prof. Dr. Duyar, kamuoyunda çok fazla konuşulmayan finansman modelinin de kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Irak'ın Türkiye'ye satacağı petrolden elde edeceği gelirlerin bir bölümünün özel bir fon üzerinden yönetileceğini aktaran Duyar, bunun klasik bir hisse satışından farklı olarak gelir paylaşımına dayalı çok taraflı bir yapı olduğunu söyledi.
Petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların ve olası gelir paylaşımı anlaşmazlıklarının bu modeli doğrudan etkileyebileceğini ifade etti.
AYRINTILARI İLK KEZ TÜRKINFORM'A AÇIKLADI
Prof. Dr. Metin Duyar, kamuoyuna yansıyan haberlerin büyük bölümünün resmi açıklamaların tekrarından oluştuğunu belirterek anlaşmanın teknik boyutlarının henüz yeterince tartışılmadığını söyledi.
Özellikle gelir paylaşımı mekanizması, Bağdat-Erbil dengesi, uluslararası ortakların yükümlülükleri ve finansman yapısına ilişkin ayrıntıların önümüzdeki süreçte netleşeceğini ifade etti.
Prof. Dr. Duyar'a göre TPAO'nun Kerkük ortaklığı, Türkiye'nin enerjide dışa açılma stratejisinin doğal bir uzantısı. Ancak bu ortaklığın gerçekten bölgesel enerji jeopolitiğini değiştirecek kalıcı bir model mi olacağı, yoksa sona eren Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması'nın ardından oluşan boşluğu doldurmaya yönelik geçici bir düzenleme mi olduğu sorusunun henüz yanıt bulmadığını belirten Duyar, bu sorunun cevabının önümüzdeki aylarda imzalanması beklenen kapsamlı Türkiye-Irak enerji iş birliği anlaşmasının içeriğiyle ortaya çıkacağını ifade etti.




