20 Ocak 1921 tarihi, Türkiye siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçti. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı devam ederken, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nu kabul ederek Osmanlı’dan devralınan yönetim anlayışından kesin bir kopuşu belge altına aldı. Bu metin, yalnızca bir hukuk düzenlemesi değil, aynı zamanda Ankara’da şekillenen yeni iktidarın meşruiyet belgesi olarak kabul edildi.
TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU’NA GİDEN SÜREÇ
İlk anayasa çalışmaları, Meclis’in açılmasından kısa süre sonra gündeme geldi. Mustafa Kemal Paşa, yeni bir devlet yapısının ancak açık kurallarla tanımlanabileceğini vurgularken, hazırlanan anayasa taslağı 13 Eylül 1920’de Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Başlangıçta 31 maddeden oluşan taslak, Meclis bünyesinde kurulan özel bir komisyon tarafından yeniden ele alındı ve 24 maddeye indirildi.
Taslak, Eylül 1920’den Ocak 1921’e kadar farklı birleşimlerde defalarca görüşüldü. Bu süreçte maddeler üzerinde kelime kelime tartışmalar yapıldı, bazı oturumlar ise dönemin hassas koşulları nedeniyle gizli gerçekleştirildi. Aylar süren müzakerelerin ardından metin, 20 Ocak 1921’de yapılan birleşimde kabul edildi.
“HAKİMİYET BİLÂKAYDÜ ŞART MİLLETİNDİR” VURGUSU
Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun en dikkat çeken yönü, ilk maddesinde yer alan “Hakimiyet bilâkaydü şart milletindir” ifadesi oldu. Bu cümleyle, egemenliğin kaynağı padişahtan alınarak doğrudan millete verildi. Yasama ve yürütme yetkileri tamamen Meclis’te toplandı; hükümet sistemi “Meclis Hükûmeti” esasına göre tanımlandı.

Metin, Meclis Başkanı’nın aynı zamanda İcra Vekilleri Heyeti’nin doğal başkanı olduğunu hükme bağlayarak yürütmenin de Meclis denetiminde olmasını sağladı. Böylece savaş şartlarında hızlı karar alabilen, ancak yetkisini milletten alan bir yönetim modeli benimsendi.
YEREL YÖNETİMLERDE DİKKAT ÇEKEN DÜZENLEME
1921 Anayasası’nın çoğu zaman gözden kaçan yönlerinden biri, yerel yönetimlere verdiği geniş yetkiler oldu. Vilayetlerin, “mahalli işlerde” manevi şahsiyet ve muhtariyete sahip olduğu açıkça ifade edildi. Eğitim, sağlık, bayındırlık ve sosyal yardım gibi alanlarda yerel meclislerin yetkili olması öngörüldü. Bu yaklaşım, savaş ortamına rağmen idari esnekliğin korunmak istendiğini ortaya koydu.
ZOR BİR DÖNEMDE ALINAN TARİHİ KARAR
Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun kabul edildiği günlerde Anadolu’da hem askeri hem siyasi gelişmeler yaşanıyordu. Cephede Yunan ordusuna karşı mücadele sürerken, Ankara’da devletin hukuki temeli oluşturuluyordu. Bu yönüyle 20 Ocak 1921’de alınan karar, yalnız bugünü değil, kurulacak yeni devletin geleceğini de şekillendirdi.
Kanun, 7 Şubat 1921’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda ilk anayasal adım olarak tarihteki yerini aldı.





