Biz gazeteciler için haber neredeyse oraya gitmek bir lüks değil, mesleki bir zorunluluktur. Ancak son yıllarda Avrupa kapılarında vize kuyruklarında ömrümüzü tüketiyoruz. Haber kaçıyor, biz evrak tamamlıyoruz. İşte tam bu noktada, yıllardır dillerden düşmeyen, Meclis koridorlarında yankılanan ama bir türlü Resmi Gazete’ye düşmeyen o meşhur "Gazeteciye Yeşil Pasaport" meselesini konuşmamız gerek.

Ortada büyük bir tiyatro var ve perde bir türlü kapanmıyor.

Gelin hafızamızı tazeleyelim. 2023 ve 2024 yılları boyunca Ankara’dan esen rüzgâr, sanırsınız ki gazetecileri diplomatik bir dokunulmazlığa kavuşturacaktı.

TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, teklif için "Gayet şık ve doğal" demişti. Ne kadar zarif bir yaklaşım değil mi? AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, daha da ileri giderek net konuştu: "Ben bunun sözünü verdim. Meclis’e geldiğinde gazeteciler birinci sırada olacak."

Hatta AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, Parlamento Muhabirleri Derneği'nde gözlerimizin içine bakarak talebi olumlu gördüklerini, kısa sürede karşılanacağını müjdelemişti. TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ ise, "Hangi sınıf için gelirse gelsin, ilk önce gazeteciler dahil edilmeli" diyerek el yükseltmişti.

Sözler verildi, umutlar dağıtıldı, sırtlar sıvazlandı. Peki, sonuç? Kocaman bir hiç.

Meclis’te muhalefetin, hatta Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin verdiği kanun teklifleri tozlu raflarda bekletilirken, sahneye Ticaret Bakanı Ömer Bolat çıktı. Ve 27 Ağustos 2024’te o "şık" rüzgârı bir anda tersine çevirdi: "Uygulamayı genişletmiyoruz, Yeşil Pasaport'a olan güveni sarsamayız."

Sayın Bakan, Avrupa Birliği’nin kota endişelerini gerekçe gösteriyor. Yani iş insanına, ihracatçıya, belli kademedeki memura hak görülen o güven, halkın haber alma hakkı için koşturan gazeteciye gelince mi sarsılıyor?

Burada samimiyet testinden geçemeyen bir durum var.

Bir yanda "Söz verdim, ilk sırada siz varsınız" diyen parti kurmayları, diğer yanda "Genişletemeyiz, kapılar kapalı" diyen Bakanlık. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Meslektaşımız, gazeteci kökenli vekil Şebnem Bursalı, konunun takipçisi olacağını söylüyor. Kendisine çağrımızdır: Bu takip, sadece temenni beyan etmekle kalmamalı. Gazetecilik, "kamu görevi" ise –ki öyledir– bu görevi ifa edenlerin önündeki engelleri kaldırmak da siyasetin namus borcudur.

Mesele sadece bir pasaport rengi değil, mesele basın özgürlüğünün pratikteki karşılığıdır.

Biz kimseden imtiyaz beklemiyoruz. Sadece haberin peşinden koşarken ayağımıza takılan vize prangalarından kurtulmak istiyoruz. 2026 yılına giriyoruz, hala aynı vaatleri dinliyoruz.

Artık "İnşallah", "Maşallah" veya "Gayet şık olur" deme devri geçti.

Madem "söz verdiniz", o zaman o parmağı kaldırın ve Meclis’te gereğini yapın. Yoksa gazetecilerin hafızası kuvvetlidir; verilen sözleri de, o sözlerin nasıl havada bırakıldığını da unutmaz, unutturmaz.

Pasaport "Yeşil" olabilir ama bu gidişle gazetecinin umudu "Siyah"a çalıyor.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*