Toplam yaklaşık 65 milyar varil kanıtlanmış rezerv barındıran 17 petrol sahasını kapsayan anlaşmayla ABD yalnızca Venezuela petrolüne uzun vadeli erişim elde etmiyor; üretimin bir bölümünü maliyet fiyatından satın alma, kalan üretimde öncelik ve projeyi yönetecek şirket üzerinde güçlü yönetim hakları kazanıyor. Beyaz Saray ise anlaşmayı açık biçimde “Amerikan enerji hakimiyetinin” ve Monroe Doktrini’nin yeniden tesis edilmesinin parçası olarak sunuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması” olarak duyurduğu Venezuela anlaşmasının ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Aylar süren ve büyük ölçüde kamuoyundan uzak yürütülen görüşmelerin ardından varılan mutabakat, Washington’ın Venezuela’nın yaklaşık 303 milyar varillik toplam petrol rezervinin beşte birine denk gelen devasa bir enerji kaynağı üzerinde doğrudan söz sahibi olmasının önünü açıyor.

Anlaşmanın merkezinde Venezuela’da faaliyet gösteren North American Blue Energy Partners (NABEP) bulunuyor. Şirkete, yaklaşık 65 milyar varil kanıtlanmış rezerv içeren 17 petrol sahası için 100 yıllık imtiyaz verilmesi öngörülüyor. Sahaların önemli bölümü Venezuela’nın petrol üretiminin kalbi olarak kabul edilen Orinoco Kuşağı’nda bulunurken diğer alanlar Maracaibo Gölü çevresinde yer alıyor.

Trump Harekete Geçti Venezuela’daki Petrol Için Görüşmeler Başladı

AB’de 210 milyar euroluk Rus varlığı krizi: Üye ülkeler ikiye bölündü
AB’de 210 milyar euroluk Rus varlığı krizi: Üye ülkeler ikiye bölündü
İçeriği Görüntüle

ABD PETROLÜN YÜZDE 20’SİNİ MALİYETİNE ALABİLECEK

Anlaşmanın en dikkat çekici taraflarından biri Washington’a tanınan petrol alım hakları. Beyaz Saray’ın açıkladığı şartlara göre ABD Dışişleri Bakanlığı, NABEP’in işlettiği mevcut ve gelecekteki sahalardaki üretimin yüzde 20’sini üretim maliyeti üzerinden satın alma hakkına sahip olacak.

Ancak Washington’ın avantajı bununla sınırlı değil. ABD, geriye kalan yüzde 80’lik üretimin satın alınmasında da “ilk ret hakkına” sahip olacak. Başka bir ifadeyle petrolün geri kalanının başka alıcılara yönlendirilmesinden önce Washington’ın satın alma konusunda önceliği bulunacak. ABD yönetimi, maliyet fiyatından elde edilecek petrolün Stratejik Petrol Rezervi’nin yeniden doldurulması ile askeri ve diğer kritik ihtiyaçlarda kullanılabileceğini belirtiyor.

Bu nedenle anlaşmayı yalnızca “ABD yüzde 20 ilave pay aldı” şeklinde okumak eksik kalıyor. Washington üretimin belirli bölümünü maliyetine alma hakkının yanında kalan üretimin tamamında öncelikli alıcı pozisyonuna geliyor.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro Ve Eşi Hakim Karşısına Çıkıyor

ŞİRKETİN YÜZDE 35’İ ABD’YE, YÖNETİMDE VETO HAKKI WASHINGTON’A

Washington’ın elde ettiği haklar petrol alımıyla da sınırlı değil. NABEP, şirketin ana kuruluşunda ABD Savunma Bakanlığına bağlı Stratejik Sermaye Ofisi’ne yüzde 35 hisse verecek.

ABD hükümeti ayrıca şirketin yönetim kurulu üyelerinin atanması konusunda veto yetkisine sahip olacak ve yönetim kurulunun çoğunluğunun Amerikan vatandaşlarından oluşması gerekecek. Şirketin ABD hukukuna tabi olması ve anlaşmazlıkların ABD mahkemelerinin yetki alanına girmesi de anlaşmanın diğer kritik maddeleri arasında bulunuyor.

Böylece Washington, Venezuela topraklarındaki petrolün yalnızca müşterisi haline gelmiyor; üretimi gerçekleştirecek yapının hissedarı ve yönetiminde söz sahibi aktörlerinden biri oluyor.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright da 2 Eylül’de Caracas’ta yaptığı açıklamada anlaşmadan doğacak finansal akışların ABD tarafından sıkı şekilde denetleneceğini açıkladı.

Trump Harekete Geçti Venezuela’daki Petrol Için Görüşmeler Başladı1

ÇİN VE RUSYA ÇIKIYOR, ABD GİRİYOR

Anlaşmanın enerji kadar önemli bir diğer boyutu ise jeopolitik. 17 saha arasında daha önce Çinli şirketler ile bir Rus şirketinin kontrolünde veya işletmesinde bulunan projeler de yer alıyor. ABD destekli NABEP’in bu alanların bir bölümünü devralacağı belirtiliyor.

Beyaz Saray da bu hedefi gizlemiyor. Yönetimin yayımladığı resmi belgede anlaşma doğrudan “Monroe Doktrini’nin yeniden tesis edilmesi” çerçevesinde sunuldu ve Çin ile Rusya'nın Venezuela enerji sektöründeki etkisinin azaltılması Amerikan çıkarlarının güçlendirilmesi olarak tanımlandı.

Bu yönüyle anlaşma Trump yönetiminin Venezuela politikasındaki dönüşümün en somut sonuçlarından biri olarak öne çıkıyor. Washington yıllarca yaptırımlarla Venezuela petrolünü küresel sistemden uzaklaştırmaya çalışırken, yeni dönemde strateji doğrudan bu kaynakların üretimi, finansmanı ve ABD pazarına yönlendirilmesi üzerine kuruluyor.

100 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM PLANI

Anlaşma kapsamında Venezuela petrol sektörüne 100 milyar dolara kadar yatırım yapılması planlanıyor. Caracas yönetimi ise projelerin önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca dolarlık vergi ve petrol geliri yaratmasını bekliyor.

Üretim hedefi de oldukça iddialı. Reuters’ın aktardığı planlara göre 17 sahadaki toplam üretimin zaman içerisinde günlük 1,5 milyon varile kadar çıkarılması amaçlanıyor. Bunun önemli bölümünün ABD’ye gönderilmesi planlanıyor.

Trump yönetimi özellikle İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatları ve azalan Amerikan stratejik petrol rezervleri karşısında Venezuela’yı yeni bir güvenli tedarik merkezi haline getirmek istiyor. Ağustos sonunda ABD Stratejik Petrol Rezervi yaklaşık 290 milyon varile kadar gerilerken Venezuela anlaşması Washington’a kendi kıtasında devasa ve uzun vadeli bir kaynak sunuyor.

Petrol 1476005-3

VENEZUELA PETROLÜNDE 100 YILLIK AMERİKAN DÖNEMİ

Anlaşmanın en çarpıcı noktası ise süresi ve ölçeği. 17 sahayı kapsayan imtiyazların 100 yıla kadar uzanması, yaklaşık 65 milyar varillik rezervin geliştirilmesinde Amerikan bağlantılı bir şirketin birkaç nesil boyunca belirleyici konumda bulunabileceği anlamına geliyor. Venezuela Ulusal Meclisi de anlaşmayı onaylamış durumda.

Ancak anlaşmanın hukuki yapısı tartışmalı. Enerji uzmanları ve hukukçular, sözleşmelerin rekabetçi bir ihale süreci olmaksızın hazırlanması, müzakerelerin gizli yürütülmesi ve Washington’a verilen olağanüstü yetkiler nedeniyle anlaşmanın gelecekte Venezuela veya ABD mahkemelerinde tartışmaya açılabileceğine dikkat çekiyor.

Trump yönetimi ise meseleye çok daha açık bir jeopolitik perspektiften yaklaşıyor. Beyaz Saray, anlaşmanın ABD'nin “önümüzdeki yüzyıl için enerji hakimiyetini” güvence altına aldığını savunurken, Venezuela’daki Çin ve Rus etkisinin tasfiye edilmesini de anlaşmanın kazanımları arasında sıralıyor.

Ortaya çıkan tablo Washington açısından oldukça net: ABD, Venezuela’ya uyguladığı yıllarca süren yaptırım ve baskı politikasının ardından şimdi ülkenin en değerli stratejik varlığının merkezine yerleşiyor. 65 milyar varillik rezerv, 100 yıllık işletme hakları, yüzde 35 şirket hissesi, yönetimde veto yetkisi, üretimin yüzde 20’sini maliyetine alma ve geri kalanında öncelikli satın alma hakkı düşünüldüğünde, anlaşma sıradan bir enerji yatırımının çok ötesine geçiyor.

Trump’ın “Amerikan enerji hakimiyeti” olarak sunduğu yeni düzen, daha eleştirel bir ifadeyle bakıldığında, Washington’ın yıllardır baskı altında tuttuğu Venezuela’nın petrol sektöründe bu kez yaptırımlarla değil, doğrudan mülkiyet, yönetim ve alım haklarıyla ağırlığını kurması anlamına geliyor. Ve Beyaz Saray’ın Monroe Doktrini vurgusu dikkate alındığında hedef yalnızca Venezuela petrolünü ABD’ye yönlendirmek değil; aynı zamanda Çin ve Rusya’yı dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birinin bulunduğu sahadan mümkün olduğunca çıkarmak.

Kaynak: Haber Merkezi