Orta Doğu yine bildiğiniz gibi... Bir gün savaş, bir gün barış, ertesi gün ne olacağı belirsiz, başka veya yeni bir kriz yaşanır mı yaşanmaz mı kimse öngöremiyor...
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırılarda önemli bir gelişme oldu ve 15 günlük bir ateşkes ilan edildi. Hemen ardından Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla piyasalar rahatladı ve petrolün varil fiyatı önemli oranda düştü. Bu durum küresel ölçekte kısmi de olsa önemli bir rahatlama sağladı. Ancak bu iyimser ve mutlu hava, sadece 24 saat sürdü. İran, ABD’nin uyguladığı ablukayı gerekçe göstererek boğazı yeniden kapattığını ve geçmeye çalışan gemilere ateş açılacağını duyurdu.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor: “Hürmüz’ün bu aç-kapa hali ne kadar sürecek?”
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bir su yolu olması nedeniyle İran, Hürmüz kartını sonuna kadar kullanmak istiyor. Burada yaşanan olumlu ya da olumsuz her gelişme, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa’dan Asya’ya, hatta Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeleri doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla İran’ın attığı bu adım, askeri bir hamleden çok daha fazlası, aynı zamanda ekonomik bir mesaj.
İran’ın bu stratejisi aslında yeni değil. Tahran yönetimi yıllardır Hürmüz kartını bir “caydırıcılık unsuru” olarak kullanıyor. Ancak bu kez farklı olan, hamlelerin hızının ve sıklığının artması. Açılıyor, kapanıyor, yeniden açılıyor... Bu durum artık bir krizden çok, belirsizliğin kalıcı hale geldiğini gösteriyor.
ABD açısından Hürmüz’ün kapalı kalması, küresel enerji arzını tehdit ederken, Washington’un bölgedeki askeri ve siyasi varlığını daha da meşrulaştırıyor. İsrail cephesinde ise İran’a yönelik baskının artırılması için yeni bir gerekçe oluyor. Yani boğaz, sadece petrol değil, güç mücadelesinin merkezine de dönüşüyor.
Bu duruma bir adım geri çekilip bakmakta fayda var. Kısa vadede kazanan gibi görünen taraflar olsa da uzun vadede herkes risk altında. Petrol fiyatlarındaki ani dalgalanmalar, zaten kırılgan olan küresel ekonomiyi daha da savunmasız hale getiriyor. Ülkelerdeki enflasyon baskısı artıyor, tedarik zincirleri sarsılıyor. Enerjiye bağımlı ülkeler için bu durum doğrudan ekonomik daralma anlamına geliyor.
Türkiye gibi ülkeler açısından ise mesele daha kritik. Enerji maliyetlerindeki her artış, enflasyondan cari açığa kadar geniş bir yelpazede zincirleme etki yapıyor. Bu nedenle Hürmüz’deki her “aç-kapa” hamlesi, aslında Ankara’nın ekonomik dengelerini de sarsıyor.
Şu gerçeği kabullenmemiz gerek; Hürmüz, artık sadece bir geçiş noktası değil, bir baskı aracı. Ve bu araç sık kullanılmaya başlandığında etkisi azalmaz, aksine risk büyür. Çünkü piyasalar belirsizliği sevmez en çok da öngörülemezliği cezalandırır.
Bugün yaşananlar, acı bir gerçeği de ortaya koyuyor. Ateşkesler, artık kalıcı çözümler üretmiyor, sadece kısa süreli nefes aldırıyor. Hürmüz Boğazı’nın açılıp kapanması ise bu kırılgan dengenin en somut göstergesi olarak karşımızda duruyor.
Eğer Hürmüz’de bu “aç-kapa” işi biraz daha devam ederse mesele sadece petrol fiyatları olmaktan çıkacak, küresel sistemin sorgulanmasına hatta çökmesine de sebep olacak.