Ünlü fizikçi Albert Einstein’ın 1949’da bir mülakatta söylediği, "3. Dünya Savaşı'nda hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı'nda taş ve sopaların kullanılacağını biliyorum." sözü, nükleer silahlanma yarışının ilerideki sonuçlarına işaret ediyordu.

Uzunca bir süredir Orta Doğu’da yaşanan gerilim ve çatışmaların temel nedeni olarak, petrol kaynakları ve enerji hatlarına hakim olma isteği gösteriliyor. Bugün için doğru bir tespit olsa da gelecek için aynı gerekçeler sıralanabilir mi?

Evet bugün hala enerji kaynakları uğruna büyük mücadeleler veriliyor olsa da bir süredir dünya gündeminde olan ancak şimdiye kadar pek dikkate alınmayan başka bir gerçek daha var. Gelecekte, en büyük çatışmaların petrol için değil, su için çıkabileceği gerçeği...

Çünkü su, artık sadece doğal bir kaynak değil, stratejik güç, ekonomik güvenlik ve siyasi baskı aracı haline gelmiş durumda.

Dünyanın birçok bölgesinde kuraklık hızla artıyor, yer altı su kaynakları tükeniyor, iklim değişiklikleri, yağış düzenini bozuyor. Nüfus artışıyla birlikte temiz suya erişim her geçen yıl daha da zorlaşıyor. Bu tablo, devletleri yalnızca çevresel değil, aynı zamanda jeopolitik bir krizle karşı karşıya bırakıyor.

Bugün Orta Doğu’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya kadar birçok bölgede su gerilimi sessiz ama derinden ilerliyor. Özellikle sınırları aşarak başka ülkelerin topraklarında akan nehirler, geleceğin en hassas diplomasi başlıklarından biri haline gelmiş durumda.

Nil Nehri üzerinde Etiyopya ile Mısır arasında yaşanan gerilim, Dicle ve Fırat üzerindeki tartışmalar, Hindistan ile Pakistan’ın su paylaşımı gibi konularda ülkelerin karşı karşıya gelmesi, bize geleceğe dair işaret veriyor. Çünkü suyu kontrol eden, sadece tarımı değil; ekonomiyi, enerjiyi ve toplumsal istikrarı da kontrol ediyor.

Bu arada şu da bir gerçek ki; su krizleri, hiçbir zaman doğrudan savaşın başlamasına neden olmayabilir. Ancak ekonomik sıkıntılar, göç dalgaları sonucu tarım üretimi düşüp, gıda fiyatlarının artması ve ortaya sosyal huzursuzluk çıkmasıyla devletler içeride baskı hissederken, dışarıda daha agresif politikalar izlemeye başlayabilir.

Birleşmiş Milletler’in yıllardır yaptığı su uyarılarını hatırlamak gerekirse dünya genelinde milyarlarca insanın su kıtlığı yaşadığı gerçeği bir kez daha ortaya çıkıyor. Peki sorun sadece susuzluk mu yoksa suyun dağıtımındaki eşitsizlik mi?

Bugün birçok ülkenin baraj yatırımlarını sadece enerji üretmek için yapmadığını da bilmemiz gerekiyor. Günümüzde artık barajlar, diplomatik ve askeri hesapların birer parçası haline gelmiş durumda.

Bu arada, sadece devletler arasında değil şehirler arasında bile su rekabeti büyürken, kuruyan barajlar, azalan yağışlar ve plansız kentleşme gibi faktörlerin, büyük metropolleri kırılgan hale getirmesi de yakından takip edilmeli.

Petrolün yenilip, içilmeyen bir ürün olduğunu insanlık fark ettiğinde işte o zaman başlayacak “su savaşları”na hazırlıklı olmak gerekir.

Suyun musluktan sürekli akacağını zannediyorsak yanılırız. Eğer önlem alınmazsa su, içinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük krizi haline dönüşebilir. İşte o zaman devletler sadece toprağı değil, suyu da korumak için çatışmaya girebilir.

Gelecekte en değerli kaynak altın, kıymetli metaller ya da petrol değil, içilebilir temiz su olacak. 3. Dünya Savaşı petrol için çıkabilir ama 4. Dünya Savaşı’nın taş ve sopalarla su kaynaklarını korumak için çıkma ihtimali çok yüksek.