Yazıma sevdiğim bir sözle başlamak istiyorum;
“Beyin bir donanım, herkeste var, akıl ise bir yazılım, herkeste yok”
Bilgisayar mimarisinden yola çıkarsak, beyin; nöronlar, sinapslar ve biyokimyasal reaksiyonlardan oluşan muazzam bir donanım (hardware). Doğumla birlikte varsayılan bir işletim sistemiyle geliyor; hayatta kalmayı, nefes almayı, refleksleri ve temel algıları yönetiyor.
Akıl ise bu donanımın üzerinde çalışan, işlenen, güncellenen ve geliştirilen bir “yazılım” (software). Yani beyin var olan bir organ iken, akıl inşa edilen ve işletilen bir yeti.
KAPASİTE VE YAZILIM UYUMSUZLUĞU
Harika bir grafik kartına veya güçlü bir işlemciye sahip olabilirsiniz. Ancak; üzerinde eski, hatalı ya da işlevsiz bir yazılım çalıştırıyorsanız o donanımın potansiyelinden yararlanamazsınız. Beyin nörobiyolojik olarak sağlıklı ve eksiksiz olsa bile, eleştirel düşünme, mantık süzgeci, empati ve analitik yetilerle beslenmediğinde “akıl” işlevsel hale gelemez.
Bir yazılımın kalitesi, yazıldığı koda ve aldığı verilere bağlıdır. Akıl dediğimiz yazılımı biçimlendiren temel ögeler ise “Eğitim ve Deneyim”, “Kültür ve Çevre” ve “Öz- farkındalık” tır.
DONANIM ZAYIFLIKLARI VE YAZILIM HATALARI
Yazılımlar bazen virüs kapabilir ya da hatalı kodlar yüzünden kilitlenebilir. İnsandaki bilişsel çarpıtmalar, ön yargılar ve doğmalar, akıl yazılımına sızmış köklü “bug”lar gibidir.
Donanım (beyin) tıkır tıkır çalışır. Duyular veriyi alır, fakat akıl yazılımı veriyi yanlış işlediği için ortaya hatalı çıktılar ( düşünce ve davranışlar) çıkar.
Beyin sahip olduğu özellikler sayesinde, donanım yeni yazılımlara uyum sağlayacak biçimde kendini fiziksel olarak da şekillendirebilir. Yani, akıl, ömür boyu “güncellenebilen” bir yazılımdır. Ancak bunun için kişinin “güncellemeleri kabul et” komutunu vermesi, diğer bir deyimle öğrenmeye ve değişime açık olması gerekir.
Bu noktada, mesele şuraya varıyor. Herkes aynı temel donanımla doğuyor gibi görünse de , kimisi yazılımı sürekli güncelleyerek karmaşık problemleri çözen gelişmiş bir algoritmaya dönüştürüyor, kimisi ise fabrika ayarlarındaki ilkel kodlarla yetiniyor.
Beyin (donanım) ve akıl(yazılım) tek başlarına anlamlı olsa da, asıl kırılma noktası ve ikisinin nasıl bir kombinasyon oluşturduğudur.
KOMBİNASYONUN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ
Beynin biyolojik yapısı doğrudan aklın çalışma hızını etkiler. Düzenli uyku, fiziksel hareket ve doğru beslenme, işlemcinin aşırı ısınmasını engeller.
Sabit fikirler, güncellenmeyen eski kodlar gibidir. “Ben zaten böyleyim” demek, işletim sistemini yeni tehditlere ve değişen dünyaya kapatmaktır.
Zihne giren toksik bilgi, manipülatif medya ve kalitesiz içerikler aklın algoritmalarını bozar. Yazlımın düzgün çalışması için “girdi kalitesi” şarttır.
Hipokrat, düşünce ve duyguların kaynağının beyin olduğunu iddia eden ilk düşünürlerden biridir ve bu “Beyin hipotezi” biyolojik beyin hipotezinin ilk örneklerindendir. Aristoteles aklı “insanı hayvandan ayıran en önemli erdem” olarak görmüş, Descartes ise “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözüyle aklı varoluşun temeline koymuştur.