17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Acılar hafızalardaki yerini korurken, Marmara Denizi’ndeki aktif faylar ve İstanbul’un kırılgan yapı stoku aynı soruyu yeniden gündeme taşıyor: Beklenen depremden önce kentlerimizi, altyapımızı ve afet yönetimini ne ölçüde güçlendirebildik?

Türkiye’nin deprem gerçeği, yalnızca yıl dönümlerinde hatırlanacak bir başlık değil; gündelik yaşamın, şehir planlamasının ve kamu yönetiminin merkezinde tutulması gereken hayati bir meseledir. 17 Ağustos 1999 gecesi yaşanan büyük yıkım, afetlere hazırlığın bir tercih değil zorunluluk olduğunu bütün ülkeye acı biçimde gösterdi.

Whatsapp Image 2026 08 18 At 22.12.48 (1)

17 Ağustos 1999: Türkiye’nin hafızasına kazınan gece

Saatler 03.02’yi gösterdiğinde Kocaeli’nin Gölcük ilçesi merkezli 7,4 büyüklüğündeki deprem Marmara Bölgesi’ni sarstı. Yaklaşık 45 saniye süren sarsıntı; Kocaeli, Sakarya, Yalova ve İstanbul başta olmak üzere geniş bir alanda ağır yıkıma yol açtı. Haberleşme ve enerji altyapısındaki kesintiler ilk müdahaleyi zorlaştırırken, TÜPRAŞ İzmit Rafinerisi’nde çıkan yangın felaketin boyutunu büyüttü.

Depremin etkisi yalnızca yıkılan binalarla sınırlı kalmadı. Yakınlarını, evlerini ve güven duygularını kaybeden binlerce insan uzun yıllar süren psikolojik travmalarla karşı karşıya kaldı. Uyku bozuklukları, sürekli tetikte olma hali ve deprem korkusu, afetlerin görünmeyen fakat kalıcı sonuçları arasında yer aldı.

Marmara denizinde deprem riski neden sürüyor?

Kuzey Anadolu Fayı üzerinde 20. yüzyıl boyunca meydana gelen büyük depremler, kırılmaların genel olarak doğudan batıya doğru ilerlediğini ortaya koydu. 1939 Erzincan’dan 1999 Gölcük’e uzanan bu süreç, Marmara Denizi içindeki fay segmentlerini bilimsel araştırmaların odağına taşıdı. Marmara'daki sessizlik güvenlik anlamına gelmiyor.

Bilim insanları Marmara’da deprem tehlikesinin sürdüğü konusunda ortaklaşıyor; ancak bir depremin kesin gününü ve saatini önceden söylemek bugün mümkün değil. Bu nedenle ‘süre doldu’ gibi kesin ifadeler yerine, riskin yüksek olduğu gerçeğine dayanarak hazırlıkların gecikmeden tamamlanması gerekiyor.

Sismik boşluk nedir? Marmara için ne anlama geliyor?

Aktif bir fay üzerinde uzun süre büyük deprem üretmemiş ve çevresindeki segmentleri kırılmış bölümler ‘sismik boşluk’ olarak tanımlanır. Bu kavram, söz konusu parçanın mutlaka belirli bir tarihte kırılacağı anlamına gelmez; fayda biriken gerilimin izlenmesi ve riskin bilimsel verilerle değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Marmara Denizi’ndeki Kumburgaz ve çevresindeki segmentler bu nedenle yakından takip ediliyor. Bölgedeki hareketlilik, jeodezik ölçümler, deniz tabanı gözlemleri ve sismolojik verilerle inceleniyor. Deprem üretmeyen uzun dönemler, tehlikenin ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalı.

Whatsapp Image 2026 08 18 At 22.12.48

İstanbul için senaryolar ne söylüyor?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan çalışmalarda, Marmara Denizi’nde meydana gelebilecek 7,5 büyüklüğündeki senaryo depremi üzerinden farklı kayıp tahminleri üretildi. Bu tahminler bir ‘kesin sonuç’ değil; planlama ve risk azaltma çalışmalarına yön vermek için kullanılan, çeşitli kabullere ve belirsizliklere dayanan model sonuçlarıdır.

İBB’nin deprem seferberlik planında aktarılan senaryoya göre İstanbul’da yaklaşık 48 bin binanın ağır veya çok ağır, 194 bin binanın ise orta ve üzeri hasar alabileceği belirtiliyor. Enkaz miktarının yaklaşık 25 milyon tona ulaşabileceği; bazı yolların, içme suyu, atık su ve doğal gaz hatlarının zarar görebileceği öngörülüyor. Gerçek kayıplar; depremin konumu, derinliği, zamanı, zemin koşulları ve yapıların performansına göre bu tahminlerden farklılaşabilir.

Kentte yapı yoğunluğunun fazla olması, dar yollar, kontrolsüz parklanma ve olası enkaz yığınları; ambulans, itfaiye ve arama-kurtarma ekiplerinin kritik noktalara erişimini güçleştirebilir. Özellikle Marmara’ya bakan kıyı şeritlerinde, dolgu alanlarında ve zemin koşulları elverişsiz bölgelerde riskin yerel ölçekte ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Olası İstanbul depremi Türkiye'yi nasıl etkileyebilir?

İstanbul; nüfusu, sanayi üretimi, finans sistemi, lojistik ağları ve kamu hizmetleriyle Türkiye ekonomisinin merkezlerinden biri. Bu nedenle kentte yaşanabilecek büyük bir afet, yalnızca yerel bir yıkım yaratmayacak; üretimden ulaşıma, haberleşmeden finans piyasalarına kadar ülke genelini etkileyebilecek zincirleme sonuçlar doğuracaktır.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler, afetlerde kurumlar arası koordinasyonun, sağlam ulaşım hatlarının, lojistik merkezlerin ve eğitimli insan gücünün ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi. İstanbul için hazırlık yapılırken yalnızca arama-kurtarma kapasitesi değil, ülke çapında alternatif üretim, lojistik ve iletişim ağları da planlanmalı.

Son çağrı: Ya dirençli kentler ya ağır bedeller

Depremi engellemek mümkün değil; ancak yıkımı ve can kaybını azaltmak mümkün. Bunun için riskli yapıların bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi, kentsel dönüşümün sosyal adalet ve yerinde dönüşüm ilkeleriyle hızlandırılması, kritik altyapının güçlendirilmesi ve toplanma alanlarının korunması gerekiyor.

Vatandaşların da aile afet planı oluşturması, evdeki eşyaları sabitlemesi, zorunlu deprem sigortasını yaptırması, acil durum çantası hazırlaması ve binasının güvenliği konusunda yetkili kurumlardan bilgi alması hayati önem taşıyor. Afet öncesi eğitim ve düzenli tatbikatlar, panik yerine doğru davranışın yerleşmesini sağlayabilir.

17 Ağustos’un 27. yılında asıl sorumluluk, acıları yalnızca anmak değil, aynı kayıpların yeniden yaşanmaması için harekete geçmektir. Bilimsel verileri dikkate alan, şeffaf, denetlenebilir ve uzun vadeli bir deprem politikası hayata geçirilmedikçe geçen her yıl risk hanesine yazılacaktır. Seçim de sorumluluk da hepimizindir.

Kaynak notu

AFAD: 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi bilgileri • İBB/Kandilli: İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi (2019) • İBB: Enkaz Yönetim Planı