Yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Bütün öğrencilerimize başarılar, öğretmenlerimize kolaylıklar diliyorum.

Ancak eğitim yılı başlarken ailelerin karşısına ciddi bir masraf çıkıyor. Defter, kalem, çanta, kırtasiye, servis ve yemek… Özellikle dar gelirli aileler için çocuk okutmak her geçen gün daha büyük bir yük haline geliyor.

Ama burada daha önemli bir sorumuz var:

Çocuklarımız okula aç mı gidiyor, güvenli mi gidiyor?

Bir çocuk açsa dersine konsantre olamaz. Kendini okulda güvende hissetmiyorsa eğitimden beklediğimiz başarıyı alamayız.

Bu nedenle okullarda sadece ucuz yiyecek satılmasını değil, bilimsel olarak hazırlanmış bir “Öğrenci Menüsü” uygulanmasını öneriyorum.

Bu menü, çocukların yaş gruplarına göre günlük enerji ve besin ihtiyaçları dikkate alınarak hazırlanmalı. Protein, sağlıklı karbonhidrat, süt ürünü, sebze ve meyve dengesi gözetilmeli; kalorisi ve besin değeri hesaplanmış öğünler sunulmalıdır.

Bunun için her okulda bir diyetisyen görev yapmalı. Diyetisyen öğrencilerin yaşlarına göre beslenme programlarını hazırlamalı, kantin ve yemekhanedeki yiyecekleri denetlemelidir.

İhtiyaç sahibi öğrenciler için sağlıklı öğün ücretsiz olmalıdır.

Burada Sayın Cumhurbaşkanı’nın bugün yaptığı açıklamayı da hatırlatmak istiyorum. Kendisi, merkezi bütçede en büyük payın eğitime ayrıldığını ve 2026’da bu payın yüzde 15,33’e ulaştığını açıkladı.

Madem eğitim bütçesi bu kadar büyük, neden bu bütçenin içinden çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi için de ciddi ve kalıcı bir pay ayırmayalım?

Bu para sadece bina yapmak, derslik yapmak için değil; o sınıflarda eğitim gören çocukların sağlıklı, güvenli ve eşit şartlarda yetişmesi için kullanılmalı.

Milletvekillerimiz Meclis’te uygun fiyatla yemek yiyebiliyorsa, çocuklarımızın da en az onlar kadar uygun fiyatla sağlıklı yemek yemeye hakkı vardır.

Çocuğun cebindeki para, milletvekilinin cebindeki paradan daha mı değersiz?

Okul güvenliği kapıda başlamalı

Çocuklarımızın güvenliği yalnızca okulun içinde düşünülmemeli. Okulun çevresi de güvenli hale getirilmeli.

Okul giriş ve çıkışları kontrollü olmalı. Özellikle riskli bölgelerde gerekli güvenlik tedbirleri artırılmalı. Okul çevreleri uyuşturucu, şiddet ve kötü alışkanlıklara karşı daha sıkı denetlenmeli.

Okul önlerindeki trafik karmaşasının önüne geçilmeli. Servis araçları için ayrı indirme-bindirme alanları oluşturulmalı. Öğrenciler yol kenarında ve kontrolsüz noktalarda indirip bindirilmemeli.

Disiplin ve öğretmenin saygınlığı

Bir başka önemli konu da disiplin ve öğretmenin saygınlığıdır.

Öğrencilerimiz okul kurallarına, kılık kıyafet düzenine ve birbirlerine saygı göstermeyi öğrenmeli. Öğretmenlerimizin sınıfta yeniden bir ağırlığı ve otoritesi olmalı.

Özgürlük başka şeydir, kuralsızlık başka.

Okul yönetimleri de müfredatı eksiksiz ve nitelikli biçimde uygulamalı. Çocuklarımıza yalnızca ders bilgisi değil; ahlak, sorumluluk, saygı, insan sevgisi ve ülkesine karşı görevleri de kazandırılmalı.

Çözüm aslında belli:

Çocuk sağlıklı beslenecek.
Okulun içi ve çevresi güvenli olacak.
Giriş çıkışlar kontrollü olacak.
Servislerin ayrı indirme-bindirme alanları olacak.
Öğretmen saygın olacak.
Okulda disiplin olacak.
Eğitim kaliteli olacak.

Ve bütün bunların temelinde sosyal devlet anlayışı vardır.

Eğitimi giderek daha fazla ailenin cebine bırakmak, sosyal devlet anlayışından uzaklaşmak demektir.

Eğitim bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır.

Devletimizin eğitime ayırdığı büyük bütçenin karşılığını çocuklarımızın hayatında da görmeliyiz.

Çünkü bütçenin büyüklüğü kadar, o bütçenin çocuğa nasıl dokunduğu da önemlidir.

Bugün okul sıralarında oturan çocuklarımız yarının Türkiye’sini yönetecek.

Onlara sadece derslik değil; sağlıklı bir beden, güvenli bir okul, iyi bir öğretmen ve eşit bir gelecek bırakmak zorundayız.

İşte sosyal devletin gerçek ölçüsü budur.