Toplumları güçlü yapan ne sadece ekonomidir ne de teknoloji… Bir milleti ayakta tutan en büyük güç, eğitimdir. Eğitimin omurgası ise öğretmendir.

Bizim çocukluğumuzda öğretmen, yalnızca ders anlatan bir insan değildi. O, mahallenin en saygın kişisiydi. Okulun kapısından içeri girerken saygıyla ayağa kalkılır, öğretmenin eli öpülür, duası alınırdı. Aileler çocuklarını okula gönderirken, “Eti senin, kemiği benim.” der; evlatlarını gönül rahatlığıyla öğretmene emanet ederdi. Çünkü bilirlerdi ki öğretmen, çocuğa zarar vermek için değil, onu hayata hazırlamak için vardır.

Bugün ise ne yazık ki bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.

Öğretmenlerimiz, öğrencilerine bir şey öğretmekten çok, yanlış anlaşılmaktan endişe eder hâle geldi. Bir uyarı yapsa şikâyet edilme korkusu, disiplin sağlasa farklı yorumlanma endişesi, not verse tartışma ihtimali… Eğitimin asli görevi olan öğretmek, kimi zaman bu kaygıların gölgesinde kalıyor.

Elbette her anne ve baba evladını korumak ister. Bu en doğal haktır. Ancak eğitim, öğretmen ile veli arasında bir mücadele değil; ortak bir sorumluluktur. Çocuğun başarısı için taraf olmak değil, birlikte hareket etmek gerekir.

Unutmamalıyız ki öğretmenin otoritesi korkuya değil, saygıya dayanır. Saygının zedelendiği yerde eğitimin de gücü azalır. Öğretmenin kendini sürekli savunmak zorunda kaldığı bir sistemde ne öğrencinin başarısı artar ne de okul huzurlu olur.

Bugün eğitimde konuşmamız gereken en önemli konu; öğretmene yeniden hak ettiği değeri nasıl kazandıracağımızdır. Çünkü öğretmeni güçlü olmayan bir eğitim sistemi, geleceğini sağlam temeller üzerine kuramaz.

Çocuklarımızın daha iyi yetişmesini istiyorsak; öğretmeniyle, velisiyle, okul yönetimiyle aynı hedefte buluşmalıyız. Birbirimizi suçlamak yerine birbirimizi anlamayı öğrenmeliyiz.

Çünkü öğretmen sadece bilgi veren kişi değildir. O; doktoru yetiştirir, mühendisi yetiştirir, hâkimi yetiştirir, bilim insanını yetiştirir. Kısacası bir ülkenin geleceğini yetiştirir.

Gelin, öğretmenlerimizi yeniden hak ettikleri saygın konuma taşıyalım. Onlara güvenelim, destek olalım ve eğitimin yükünü biraz da birlikte omuzlayalım.

Çünkü öğretmenin sesi ne kadar güçlü çıkarsa, yarının Türkiye’si de o kadar güçlü olacaktır.

Unutmayalım; öğretmenini yücelten toplumlar geleceğini büyütür, öğretmenini yalnız bırakan toplumlar ise geleceğini tesadüflere teslim eder.