Demokrasinin en önemli gücü, halkın sandıkta verdiği karardır. Ancak demokrasinin güçlü olması kadar, seçilen kişilerin kamu görevini liyakatle yerine getirebilmesi de aynı derecede önemlidir.

Son yıllarda ülkemizde zaman zaman çeşitli belediye başkanları hakkında soruşturmalar açıldığına, görevden uzaklaştırma kararları verildiğine veya farklı hukuki süreçlerin yaşandığına tanıklık ediyoruz. Elbette her kişi hakkında kesin hükmü yalnızca bağımsız yargı verir. Ancak yaşanan bu süreçler, daha temel bir soruyu gündeme getiriyor:

Biz, belediye başkanı adaylarını gerçekten ne kadar tanıyoruz?

Seçmen çoğu zaman adayın mesleğini, yöneticilik tecrübesini, şehircilik bilgisini, mali yönetim becerisini ya da belediyecilik vizyonunu ayrıntılı şekilde değerlendirme fırsatı bulamıyor. Siyasi partilerin belirlediği adaylar üzerinden bir tercih yapılıyor. Böyle olunca da kişisel yeterlilik, zaman zaman parti kimliğinin gölgesinde kalabiliyor.

Oysa belediye başkanlığı yalnızca makamda oturmak değildir. Bir şehrin geleceğini planlamak, milyarlarca liralık bütçeyi yönetmek, imarı düzenlemek, çevreyi korumak, ulaşımı planlamak, altyapıyı geliştirmek ve vatandaşın ödediği vergiyi en doğru şekilde kullanmaktır.

Bu kadar büyük sorumluluğu üstlenecek kişilerin belirli bir eğitimden, yöneticilik yeterliliğinden veya belediyecilik alanında ciddi bir hazırlık sürecinden geçmesi gerektiğini düşünmek, demokrasiye karşı çıkmak değil; tam tersine demokrasiyi daha nitelikli hale getirme arayışıdır.

Nasıl ki bir hâkim hukuk eğitimi almadan görev yapamıyor, bir doktor tıp fakültesi okumadan ameliyat edemiyor, bir mühendis gerekli eğitimi almadan proje imzalayamıyorsa; milyonlarca insanın yaşadığı şehirleri yönetecek kişilerin de şehircilik, kamu yönetimi, mali disiplin, çevre, afet yönetimi ve planlama konularında belirli yeterliliklere sahip olması beklenmelidir.

Belki de artık tartışılması gereken konu budur.

Belediye başkanlığı adayları için belirli eğitim programları, mesleki yeterlilik belgeleri, etik eğitimleri ve objektif değerlendirme süreçleri oluşturulabilir. Böylece vatandaş sandığa gittiğinde yalnızca siyasi kimliği değil, göreve hazır ve yetkin adayları da değerlendirme imkânı bulabilir.

Şehirlerimiz, siyasi rekabetin değil; ortak aklın, liyakatin ve uzun vadeli planlamanın merkezleri olmalıdır. Çünkü belediyelerin yönettiği bütçeler, siyasi partilerin değil; bu milletin alın teriyle ödediği vergilerden oluşmaktadır.

Bugün ihtiyacımız olan şey, kişileri hedef alan tartışmalar değil; sistemi daha güçlü, daha şeffaf ve daha hesap verebilir hale getirecek çözümler üretmektir. Güçlü şehirler ancak güçlü kurumlarla, güçlü kurumlar ise liyakatli yöneticilerle mümkündür.

Demokrasi sandıkla başlar; fakat iyi yönetim liyakatle tamamlanır.