Tarihi İskenderiye Kütüphanesi, M.Ö. 3. yüzyılda Mısır’da kurulmuş; o dönemin bilinen dünyasındaki tüm parşömenlerin, el yazmalarının ve bilimsel çalışmaların toplandığı, "evrensel bilginin evi" olarak görülen bir merkezdi. Ancak bu yapı tek bir olayla yok olmadı; M.Ö. 48’de Sezar’ın şehri kuşatması sırasındaki yangından başlayarak, M.S. 270’lerdeki Aurelian istilasına ve nihayetinde 391’deki dini çatışmalara kadar süren bir dizi yıkım süreciyle silindi. Sonuçta, insanlığın binlerce yıllık birikimi olan yüz binlerce eser, tarihin tozlu sayfalarına karışarak tamamen yok oldu.

Bugün, o dönemde bilginin nasıl yok olduğunu ve tarihin aslında ne kadar acımasızca tekerrür edebildiğini hatırlatmak istiyorum.

Günümüzde "yapay zeka" denildiğinde aklımıza sonsuz bir dijital dünya, karmaşık algoritmalar ve ekranımızda beliren sihirli yanıtlar geliyor. Ancak teknoloji devlerinin kapalı kapılar ardında, fiziksel dünyamızda geri dönüşü olmayan, adeta endüstriyel bir yıkıma sebep olduğu ortaya çıktı. Popüler yapay zeka modeli Claude'u geliştiren Anthropic şirketinin sır gibi sakladığı "Project Panama" (Panama Projesi), yapay zeka yarışının geldiği noktayı gözler önüne serdi.

Her şey, ABD'de yazarlar tarafından teknoloji devine açılan bir telif hakkı davasında gizliliği kaldırılan şirket içi belgelerle gün yüzüne çıktı. Anthropic yöneticilerinin, "Bunun üzerinde çalıştığımızın bilinmesini istemiyoruz" notuyla gizlemeye çalıştığı proje, yapay zekayı eğitmek için benzeri görülmemiş bir veri toplama operasyonuydu. Şirket, yapay zekasını internetteki kalitesiz, parçalı ve bozuk metinler yerine daha nitelikli bir dille eğitmek istiyordu. Yöneticilere göre sistemin "iyi yazmayı" öğrenebilmesi için, internetin düşük kaliteli dili yerine yılların editoryal süzgecinden geçmiş kitaplara ihtiyacı vardı.

İşin ilginç ve tepki çeken kısmı ise verilerin elde ediliş yöntemiydi. Yazının başında bahsettiğim "İkinci İskenderiye Vakası" tam da burada başlıyordu: Şirket, sahaflardan (sahaflar bu kadar satın alınma arkasında bir şeyler olduğunu sezmişler) ve çeşitli satıcılardan on binlerce adetlik devasa partiler halinde milyonlarca kitap satın aldı. Ancak amaç asla bir kütüphane kurmak ya da kitapları arşivlemek değildi.

Belgelere göre şirket, "tahribatlı tarama" (destructive scanning) adı verilen acımasız bir yöntem kullandı. Kitapların ciltleri devasa hidrolik kesme makineleriyle tek hamlede parçalandı. Ciltlerinden ayrılan sayfalar, yüksek hızlı endüstriyel tarayıcılardan saniyeler içinde geçirilerek dijitalleştirildi ve ardından tüm bu fiziksel kitaplar, bir daha okunmamak üzere geri dönüşüme gönderilerek sonsuza dek imha edildi.

Sadece fiziksel kitaplar değil, dijital dünyadaki korsan arşivler de bu veri açlığından nasibini aldı. Sızan e-postalar ve ekran görüntüleri, şirketin kurucularının günlerce "LibGen" gibi korsan kitap indirme platformlarından yasadışı olarak binlerce eser indirdiğini kanıtladı.

Bu büyük projenin şirkete on milyonlarca dolara mal olduğu tahmin ediliyor. Telif hakları ihlal edilen yazarların isyanıyla büyüyen kriz sonucunda Anthropic, suçlamaları yasal olarak tam kabul etmese de yazarlarla uzlaşmak adına tam 1,5 milyar dolar ödemeyi kabul etmek zorunda kaldı.

Bu büyük skandal sadece Anthropic'i ilgilendirmiyor. Mahkeme belgeleri; Meta, Google ve OpenAI gibi diğer büyük teknoloji devlerinin de benzer bir veri açlığıyla telif haklarını ihlal ederek kitaplara hücum ettiğini gösteriyor.

Günün sonunda şu soru akıllara geliyor: Teknolojide çağ atlayıp daha zeki sohbet botlarına sahip olmak için, kültürel mirasımız olan milyonlarca kitabın kelimenin tam anlamıyla kesilip biçilerek "makinelere yem edilmesi" gerçekten adil bir takas mı? Görünüşe göre geleceğin o süper zeki yapay zekaları, geçmişin üzerine basarak yükseliyor.