Geçen hafta bu köşede yazdığım giyilebilir teknolojiler konusunun anlatmaya daha çok değer olduğunu düşündüğüm için, kaldığımız yerden devam etmek istedim. Hatırlarsanız yazıyı batarya ömürleri ve işin en can alıcı noktası olan veri gizliliği ve siber güvenlik ile noktalamıştık. İşte bugün, o akıllı saatlerin, sensörlü tişörtlerin ve hastane odalarındaki cihazların arka planında dönen sessiz savaşa biraz daha yakından bakacağız.

Kolumuza taktığımız o şık cihazlar sadece adımlarımızı saymakla kalmıyor; nabzımızdan uyku kalitemize, gün içindeki stres seviyemizden bulunduğumuz konumlara kadar adeta dijital bir profilimizi çıkarıyor. Peki bu devasa veri yığını nerede depolanıyor ve kimlerin eline geçme potansiyeli taşıyor? Sağlık verisi, siber dünyada kredi kartı bilgilerinden çok daha değerlidir. Çünkü kredi kartınızı iptal edebilirsiniz ama genetik yatkınlıklarınızı, kronik rahatsızlıklarınızı veya günlük yaşam rutininizi değiştiremezsiniz.

İşin asıl ürkütücü boyutu, bu cihazların internete olan sürekli bağımlılığı. Akıllı telefonlarımızın bile "sıfır tıklama" (zero-click) adı verilen yöntemlerle, biz hiçbir bağlantıya tıklamasak dahi gelişmiş casus yazılımlar tarafından nasıl ele geçirilebildiğini, mikrofon ve kameralarımızın nasıl dinleme cihazlarına dönüştürüldüğünü dijital dünyayı takip edenler çok iyi biliyor. (Bazı siyasetçilerin kameraları bantladığı malumunuz). Hal böyleyken, doğrudan damar yolumuza veya kalbimize bağlı çalışan, anlık sağlık verimizi buluta gönderen biyomedikal cihazların veya akıllı giysilerin benzer saldırıların hedefi olması an meselesi. Bir bilgisayar korsanının uzaktan kalp pilinizin ritmiyle oynayabilme ihtimali, artık film senaryosu olmaktan çıkıp teknik bir olasılığa dönüşmüş durumda.

Öte yandan, her şeyi siber korsanlara bağlamak da haksızlık olur. Verilerimizi çoğu zaman kendi rızamızla, o uzun ve kimsenin sonuna kadar okumadığı "Okudum, anladım" butonlarıyla dev şirketlere teslim ediyoruz. Yapay zeka modellerini eğitmek için bu verilere aç olan teknoloji firmaları, "anonimleştirilmiş" adı altında sağlık verilerimizi işliyor ve paylaşıyor. Ancak araştırmalar, yeterince veri noktası birleştirildiğinde anonim denilen verilerin bile spesifik bir kişiye kadar izinin sürülebildiğini gösteriyor. Reklam verenlerin, ne zaman stresli olduğunuzu veya kan şekerinizin ne zaman düştüğünü bilip, tam o an karşınıza bir çikolata reklamı çıkardığını düşünün.

Peki ne yapalım teknolojiyi hiç kullanmayalım mı? Elbette hayır. Ancak dijital okuryazarlığımızı bir üst seviyeye taşımak zorundayız. Hangi uygulamanın hangi izni istediğini sorgulamak, arka planda çalışan izleyicileri kısıtlamak ve uçtan uca şifreleme sunmayan cihazlara şüpheyle yaklaşmak atılacak ilk adımlar. Giyilebilir teknolojiler bize muazzam bir konfor ve sağlık takibi sunuyor, buna şüphe yok. Fakat bu teknolojileri tasarlayanların, güvenliği bir "sonradan eklenen yama" olarak değil, cihazın temel yapı taşı olarak görmesi şart.

Biz kullanıcılar olarak veri mahremiyetimizi talep etmezsek, teknolojinin getirdiği bu şeffaf çağda en savunmasız varlıklar yine biz olacağız. Bedenimiz ve teknolojinin birleştiği bu yeni dönemde, sağlığımızı korurken dijital sınırlarımızı da aynı kararlılıkla savunmalıyız.