Türkiye’de ne zaman bir olay yaşansa ilk akla gelen kurum Emniyet Teşkilatıdır.

Bir cinayet işlendiğinde…

Bir çocuk kaybolduğunda…

Bir kadın şiddete uğradığında…

Bir terör saldırısında…

Bir trafik kazasında…

Bir depremde, selde, yangında…

Bir toplumsal olayda…

Herkes aynı soruyu sorar:

“Polis nerede?”

Peki, hiç kimse dönüp şu soruyu soruyor mu?

“Polisin hakkı nerede?”

Toplumun huzuru için gece gündüz demeden görev yapan emniyet mensuplarımızın;

Gece yok…

Gündüz yok…

Bayram yok…

Resmî tatil yok…

Çoğu zaman ailelerine ayıracak zamanları bile yok…

Onlar, bizler huzur içinde yaşayalım diye kendi hayatlarından fedakârlık ediyorlar.

Sokakta ilk hedef oluyor, olayın en önünde yer alıyor, gerektiğinde canını ortaya koyuyor. Buna rağmen özlük haklarında, çalışma şartlarında ve hukuki güvencelerinde aynı kararlılığı göremiyoruz.

Bugün polis yalnızca suçlularla mücadele etmiyor.

Uzun çalışma saatleriyle mücadele ediyor.

Psikolojik yıpranmayla mücadele ediyor.

Belirsiz çalışma düzeniyle mücadele ediyor.

Bazen de görevini yaptığı için yıllarca süren hukuki süreçlerle mücadele ediyor.

Bir polis, saniyeler içinde karar vermek zorundadır. Çünkü karşısındaki tehlike beklemez. Ancak görevini hukuka uygun şekilde yaptığı hâlde yıllarca mahkeme koridorlarında yalnız bırakılıyorsa, burada sorgulanması gereken kişi polis değil, sistemdir.

Elbette hukuk devleti vazgeçilmezdir. Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Ancak hukuk içinde görev yapan polis de devletini arkasında hissetmelidir. Hukuka uygun davranan kamu görevlisinin hukuki güvencesi güçlü olmazsa, cesareti kırılır; cesareti kırılan güvenlik teşkilatının olduğu yerde ise kamu düzeni zayıflar.

Artık sadece sorunları konuşmanın değil, çözüm üretmenin zamanıdır.

Emniyet Teşkilatı İçin Atılması Gereken Adımlar

* Çalışma saatleri insan onuruna yakışır şekilde yeniden düzenlenmeli, vardiya sistemi çağın şartlarına uygun hâle getirilmelidir.
* Fazla mesailer eksiksiz ödenmeli, emeğin karşılığı verilmelidir.
* Maaşlar ve özlük hakları, mesleğin taşıdığı risk ve sorumluluğa uygun seviyeye çıkarılmalıdır.
* Yıpranma payı ve fiilî hizmet süresi hakları genişletilmelidir.
* Görevini hukuka uygun yapan polis, idari ve adli süreçlerde güçlü bir hukuki güvenceye sahip olmalıdır.
* Toplumsal olaylarda görev yapan personelin yetki ve sorumlulukları açık şekilde tanımlanmalı, hukuki tereddütler ortadan kaldırılmalıdır.
* Psikolojik destek zorunlu ve sürekli hâle getirilmeli; travma yaşayan personele profesyonel destek verilmelidir.
* Polis lojmanları artırılmalı; kira, ulaşım ve çocukların eğitimi konusunda sosyal destekler güçlendirilmelidir.
* Koruyucu ekipmanlar, teknoloji ve görev araçları sürekli yenilenmeli; personelin can güvenliği en üst seviyede korunmalıdır.
* Atama, terfi ve görevde yükselmelerde yalnızca liyakat esas alınmalıdır.
* Görev başındaki polise yönelik saldırılarda cezalar daha caydırıcı olmalı; kamu otoritesine yönelik şiddete asla taviz verilmemelidir.
* Emniyet personelinin sorunlarını doğrudan karar vericilere aktarabileceği güçlü temsil ve istişare mekanizmaları kurulmalıdır.

Unutulmamalıdır ki güçlü devlet, yalnızca güçlü kurumlarla değil; o kurumlarda fedakârca görev yapan insanların güçlü olmasıyla ayakta kalır.

Polisimizin istediği bir ayrıcalık değildir.

İstediği; adalet, güvence, insanca çalışma şartları ve emeğinin karşılığıdır.

Huzuru sağlayan insanların huzursuz olduğu bir ülkede kalıcı güvenlikten söz edilemez.

Suçludan korkmayan bir polis, görevini yaptığı için hukuki ve idari baskıdan korkmaya başlarsa, kaybeden yalnızca Emniyet Teşkilatı olmaz.

Kaybeden devletin otoritesi, milletin güven duygusu ve toplumun huzuru olur.

Polisimizi yalnızca şehit olduğunda hatırlamak, cenazesinde alkışlamak ya da kahraman ilan etmek gerçek vefa değildir.

Gerçek vefa; hayattayken hakkını teslim etmek, görev yaparken arkasında durmak ve geleceğini güvence altına almaktır.

Çünkü güçlü polis, güçlü devlet demektir. Güçlü devlet ise huzurlu, güvenli ve geleceğe umutla bakan bir millet demektir.

Huzurun nöbetçileri daha ne kadar yalnız kalacak? İşte asıl cevap bekleyen soru budur.