Ama sanki insanın içindeki çalışma disiplini, sorumluluk duygusu ve hizmet ahlâkı da onunla birlikte çekilip gitti.
Eskiden bir işi yaptırmak için ustaya giderdiniz; işi sahiplenirdi.
Bankaya girerdiniz; karşınızda çözüm üreten bir insan bulurdunuz.
Telefon açardınız; bir muhatap çıkardı.
Şimdi ise her yerde aynı cümle:
“Talebinizi aldık.”
Ama ne sonuç var, ne çözüm, ne de sorumluluk.
Bugün bankacılıktan sigortacılığa, telekomdan teknik servislere kadar birçok alanda hizmet kalitesi gözle görülür şekilde düşüyor. Telefonlara cevap verilmiyor, dönüş yapılmıyor, insanlar işini takip etmiyor. Araç servisleri haftalar sonrasına gün veriyor, teknik servisler yetişemiyor, devlet dairelerinde işlemler uzuyor. İş var ama işi yapacak insan yok. Daha acısı; işsiz insan çok ama çalışacak insan az.
Şehirlerin camlarında sürekli aynı ilanlar asılı:
“Eleman aranıyor.”
Fakat bulunan eleman ya işi bilmiyor ya işi öğrenmek istemiyor ya da birkaç gün sonra bırakıp gidiyor. Çünkü yeni neslin önemli bir kısmı artık emekle yükselmek yerine hızlı tüketilen bir hayatın peşinde sürükleniyor. Sosyal medya; çalışmayı değil görünmeyi, üretmeyi değil tüketmeyi öğretiyor. İnsanlar saatlerce ekran kaydırıyor ama bir kitap sayfası çevirmiyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes fikir sahibi ama kimse sorumluluk almak istemiyor.
Kafeler dolup taşıyor.
Ama fabrikalar, atölyeler, sanayiler eleman bulamıyor.
Çırak yetişmiyor. Kalfa kalmıyor. Usta emekli oluyor, yerine gelen yok. Bu gidişle 5-10 yıl sonra bir musluğu tamir edecek, motor yapacak, kaynak atacak, klima onaracak insan bulamayacağız. Üniversite diploması çoğaldı ama meslek sahibi insan azaldı. Çünkü toplum olarak “işi küçümsemeyi” modernlik sandık. Oysa güçlü devletler; masa başında konuşanlarla değil, üreten insanlarla ayakta kalır.
Asıl korkutucu olan ise şudur:
Sorun artık sadece ekonomi değildir.
Sorun insan kalitesidir.
Bir toplumda söz değersizleşirse, sorumluluk kaybolursa, iş ahlâkı çürürse; teknoloji de büyüse, binalar da yükselse gelecek sağlam kurulamaz. Çünkü sistemi ayakta tutan beton değil, insandır.
Bugün yaşadığımız şey tam olarak budur:
İnsan yetiştirmeyi ihmal eden bir çağın sancısı…
Çocuklarımızı ekrana teslim ettik.
Meslek eğitimini küçümsedik.
Sabır yerine hız, emek yerine gösteriş öğrettik.
Şimdi ise herkes birbirine aynı soruyu soruyor:
“Bu işleri yarın kim yapacak?”
Eğer eğitimden aileye, sosyal medyadan çalışma hayatına kadar yeniden ciddi bir toparlanma başlamazsa; gelecekte en büyük kriz ekonomi değil, çalışacak ve sorumluluk alacak insan bulamamak olacak.
Ve o gün geldiğinde anlayacağız ki;
Bir ülkeyi ayakta tutan şey sadece para değil, işini hakkıyla yapan insanlarmış.