Amerikan rüyası geride mi kalıyor? Amerika’nın eskisi gibi herkesin peşinden koştuğu, söylediği her şeye sorgusuz inandığı bir dönem artık giderek kayboluyor. Özellikle Donald Trump dönemiyle Washington’un uluslararası alanda yaptığı tutarsız davranışlar, müttefiklerine karşı uyguladığı düşmancıl (hostile) politikalar, birçok ülkede “ABD gerçekten güvendiğimiz eski ABD mi?” sorusunun doğmasına sebep oldu. AB ve NATO gibi köklü kurumların ABD’ye güveninin sarsıldığı bu yeni düzende başkan Trump “Her koyun kendi bacağından” diyerek varlık mücadelesinin hiç olmadığı kadar keskin olduğunu gösterdi.
Son olarak İran savaşı ile sahada ve masada somut bir çıktı alamamış ABD’nin imajı epey çizildi. Ayrıca NATO üyesi ülkelerden beklediği desteği göremeyen, İspanya, İtalya ve üstüne bir de Almanya ile arayı bozan Trump’ın öngörülemez politikaları, dünya ülkelerini ABD’den uzaklaştırdı.
Bu dönem Batılı ülkelerin Doğu’ya sık sık yaptığı ziyaretlerle de gündeme geldi. Özellikle AB ülkelerinin Hindistan ve Çin’e düzenledikleri üst düzey ziyaretler bir gerçeği gözler önüne serdi: ABD'nin yerini Çin alabilir mi? Çin’de ABD’den farklı olarak ne kadar kısıtlayıcı olsa da istikrarlı bir yönetim sürdüğü söylenebilir. Yani bugün A dediğine yarın B demiyor. Ne yüksek sesle meydan okuyor ne de sürekli tehdit dili kullanıyor. Bir dönem herkes Çin’i “ucuz ürün yapan ülke” diye küçümsüyordu. Şimdi ise yapay zeka yarışından elektrikli araçlara dünyanın en büyük üreticilerinden biri olmuş, çip teknolojisinde ambargolara rağmen ilerliyor. TikTok bile aslında başlı başına bir güç göstergesi.
Önceden kültürel etki tamamen Amerika’nın elindeydi. Hollywood vardı, Netflix, Instagram... Ortada bir 'Amerikan rüyası' vardı. Şimdi ise milyonlarca genç saatlerini Çin merkezli bir uygulamada geçiriyor. Güç denen unsur artık sadece tankla, uçakla oluşmuyor. İnsanların zihnine ne kadar girebildiğiniz de önemli hale geldi. Ve dünya ABD’nin güç tanımından bir hayli usanmış durumda.
ABD’nin göçmenlere ve ABD vatandaşlarına karşı sertleşen tutumuna rağmen yıllarca kapalı bir kutu içinde gibi görünen Çin, artık vize kolaylıkları için çalışmalarda bulunuyor, yatırım yapıyor, ticaret ağlarını büyütüyor. Bütün bu genişlemelerin aslında İpek Yolu ve Kuşak Yol Projesi ile yolları kesişiyor. Birçok insan Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’nin ne kadar büyük olduğunu hala tam anlayabilmiş değil. Çünkü mesele sadece ticaret değil. Çin aslında dünyanın yeni damarlarını kuruyor ve bunu limanlar, tren yolları, enerji hatları, dijital altyapılar ile sağlıyor. Yani geleceğin ekonomik haritasını inşa ediliyor.
İran da bu yüzden önemli. Çünkü İran sadece petrol değil; aynı zamanda Asya ile Orta Doğu arasındaki kritik geçiş noktalarından biri. Özellikle İran ve ABD&İsrail savaşında, Çin’in teknolojik inovasyonu İran için hayat kurtarıcı nitelikte oldu. Birçok ABD’li analist İran füzelerinin ABD üslerine rastgele atılmadığını, nokta atışı saldırılar olduğu belirtti. (https://nationalsecuritynews.com/2026/04/iranian-drone-and-missile-accuracy-is-dependent-on-russian-and-chinese-satellites/) Çin ve Rusya’nın uydularından gelen koordinatlar yardımıyla tamamlanan bu saldırılar, konu savaş olunca artık sadece silahların konuşmadığını gözler önüne serdi.
Çin, İran için barışı teşvik ederek savaşın tırmanmasını istemese de, ABD istihbaratına göre Çinli bir şirket İran’a omuzdan fırlatılan füzeler transfer etmeye çalışıyor. Ayrıca bir çok Çinli firmanın İran’a hem sivil hem askeri alanlarda kullanılabilecek "çift kullanımlı" ürünler sağladığı iddia ediliyor. Çin, savaşı iki yönlü görerek ekonomik olarak fayda sağlasa da uzadığı senaryoda karlı çıkmayacağını biliyor.
Pekin bu noktada adeta ip üstünde yürüyen bir cambaz gibi. Bugün Tayvan’dan Güney Çin Denizi’ne kadar birçok kritik bölgede zaten büyük bir rekabet var. Washington’un dikkatinin başka yerlere kayması Çin’e yeni alanlar açıyor. ABD şu anki savaşta mühimmat stoklarının azalması Çin ile potansiyel bir çatışmada risk oranını düşürüyor. Ama işin ilginç tarafı şu; Çin aynı zamanda büyük bir savaşın çıkmasını da istemiyor. Çünkü enerji fiyatları yükselirse, ticaret yolları zarar görürse en büyük ekonomik darbelerden birini yine Çin yer.
14 Mayıs'ta Pekin’de gerçekleşecek olan Trump-Şi Jinping zirvesinin önemli gündem maddelerinden biri, İran savaşına ilişkin gelişmeler olacak. Başkan Trump, süregelen bir krizle Pekin’e gitmek istediği takdirde küresel piyasalarda büyük bir belirsizlik ve sonucunda dalgalanma olabilir.
Amerikan hegemonyasının giderek silikleştiği bu çok kutuplu dünyada, Pekin doğrudan ilgiyi üzerine çekmek istemiyor. Onun istediği şey savaşın tamamen kontrolden çıkmaması ama aynı zamanda ABD’nin de rahat hareket edememesi. 7 Mayıs 2026 tarihinde Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin yaptığı son açıklama, bütün gerilimlere rağmen Çin ile ABD ilişkilerinin genel olarak istikrarlı olduğu yönünde idi. Bu açıklama uluslararası ilişkilerin giriftleşen dünyasında karşılıklı bağımlılık teorisinin en somut örneğini ortaya koyuyor.