Ankara, iki gün boyunca dünyanın siyasi ve askeri merkezlerinden biri haline geldi. NATO'nun 32 üyesinin liderlerini aynı çatı altında buluşturan zirve, aynı zamanda uluslararası sistemin hangi yöne evrildiğini gösteren kritik bir eşikti. Zirve öncesinde en büyük soru işareti, transatlantik ittifakın birlik görüntüsünü koruyup koruyamayacağıydı. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO'ya yaklaşımı, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarına ilişkin tartışmalar ve Ukrayna konusunda yaşanabilecek görüş ayrılıkları nedeniyle Ankara'dan güçlü bir ortak irade çıkıp çıkmayacağı merak ediliyordu.
Ancak zirvenin sonunda ortaya çıkan tablo, beklentilerin önemli ölçüde ötesine geçti. NATO, Ukrayna'ya desteğini sürdürme iradesini yineledi; caydırıcılık ve kolektif savunma anlayışının ittifakın temel taşı olmaya devam edeceğini vurguladı. Savunma sanayiinde ortak üretim kapasitesinin artırılması, mühimmat stoklarının güçlendirilmesi, hava savunma sistemlerine yapılacak yatırımlar ve Avrupa'nın savunma altyapısının geliştirilmesine yönelik kararlar, ittifakın artık yalnızca krizlere tepki veren değil, uzun vadeli bir güvenlik mimarisi inşa etmeye çalışan bir yapıya dönüştüğünü gösterdi. Ve özellikle Türkiye'deki zirve ile ilk defa düzenlenen Savunma Sanayii Forumu üst düzey anlaşmaların imzalanmasına yol açtı.
Son dönemde Batı'nın Ukrayna desteğinde yorgunluk yaşayabileceğine ilişkin yorumlar yapılırken, zirveden çıkan kararlar bunun aksini ortaya koydu. Ukrayna'ya askeri ve siyasi desteğin süreceği, savaşın kısa vadede sona ermeyeceği gerçeğinin NATO tarafından kabul edildiği görüldü. Nitekim ittifak, artık hızlı bir barış ihtimalinden ziyade uzun soluklu bir güvenlik mücadelesine hazırlanıyor gibi görünüyor.
Fakat Ankara'da verilen bu birlik mesajı, Trump'ın "İran ile ateşkes bitti" açıklamalarıyla arklı bir anlam kazandı. ABD ile İran arasında yeniden yükselen gerilim ve bölgede tırmanan askeri hareketlilik, uluslararası güvenlik gündemini bir kez daha değiştirdi. NATO liderleri Ankara'da Avrupa'nın doğu kanadını güçlendirmeyi konuşurken, Avrupa'nın güneyinde yeni bir kriz başlığı oluşmaya başladı.
İşte tam bu noktada, Ankara Zirvesi'nin ortaya çıkardığı en önemli gerçeklerden biri daha net görülüyor: Avrupa'nın güvenlik sorunu artık yalnızca Rusya değildir.
Rusya-Ukrayna savaşı kıtanın doğusunda askeri baskıyı sürdürürken, Ortadoğu'da yaşanabilecek yeni bir çatışma dalgası Avrupa'nın enerji güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Rus gazına bağımlılığını azaltmaya çalışan Avrupa, son yıllarda enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için büyük maliyetler üstlendi. Ancak Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek olası bir kriz, Körfez'den yapılan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatını sekteye uğratabilir; bu da enerji fiyatlarından enflasyona, sanayi üretiminden ekonomik büyümeye kadar birçok alanda yeni kırılganlıklar yaratabilir.
Başka bir ifadeyle Avrupa, bugün aynı anda iki ayrı güvenlik cephesini yönetmek zorunda. Doğuda devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, askeri kaynakların ve savunma bütçelerinin büyük bölümünü tüketirken; güneyde İran merkezli olası bir gerilim, enerji arzı ve ekonomik istikrar açısından yeni riskler doğuruyor. Güvenlik kavramı artık yalnızca sınırları korumaktan ibaret değil; enerji hatlarını, deniz ticaret yollarını, tedarik zincirlerini ve kritik altyapıları da kapsıyor.
Bu nedenle Ankara Zirvesi, NATO'nun geçirdiği dönüşümün de önemli bir göstergesi oldu. İttifak artık yalnızca tanklar, savaş uçakları ve asker sayısıyla değerlendirilmiyor. Savunma sanayi üretim kapasitesi, yapay zekâ, siber güvenlik, kritik hammaddeler, enerji altyapıları ve endüstriyel dayanıklılık da NATO'nun güvenlik anlayışının ayrılmaz parçaları haline geliyor. Bu dönüşüm, geleceğin savaşlarının yalnızca cephede değil, fabrikalarda, veri merkezlerinde, limanlarda ve enerji koridorlarında da şekilleneceğini gösteriyor.
Bu tablo içinde Türkiye'nin konumu ise ayrı bir önem taşıyor. Ankara, yalnızca başarılı bir zirve organizasyonuna ev sahipliği yapmadı; aynı zamanda Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Ortadoğu'ya uzanan jeopolitik hattın merkezindeki ülke olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Rusya-Ukrayna savaşının etkileri, enerji koridorları, göç hareketleri, bölgesel krizler ve savunma sanayii iş birlikleri söz konusu olduğunda Türkiye artık yalnızca gelişmeleri izleyen değil, güvenlik denkleminin kurulmasında rol oynayan başlıca aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Bugün Avrupa'nın karşı karşıya olduğu asıl mesele, yalnızca Rusya'yı nasıl dengeleyeceği değil; aynı anda hem doğudaki savaşı hem güneyindeki istikrarsızlığı yönetirken enerji arzını, ekonomik dayanıklılığını ve siyasi birliğini nasıl koruyacağıdır. Ankara Zirvesi'nin ardından geriye kalan en önemli soru da belki budur: NATO güvenlik mimarisini güçlendirdi, peki dünya giderek daha karmaşık hale gelirken bu yeni mimari yaklaşan çok katmanlı krizleri yönetmeye yetecek mi?