Azerbaycan ile Ermenistan arasında güçlenen barış ve normalleşme süreci, Güney Kafkasya’daki dengeleri yeniden şekillendirirken Erivan’ın Moskova’ya olan geleneksel bağımlılığını da sorgulatıyor. Peki Bakü-Erivan hattındaki yakınlaşma, Rusya’nın Ermenistan üzerindeki nüfuzunu gerçekten zayıflatıyor mu?

Güney Kafkasya’da son birkaç yılda yaşanan dönüşüm sadece Azerbaycan-Ermenistan barış süreci üzerinden okunmayacak kadar kapsamlı oldu. Bakü ile Erivan arasındaki temas arttıkça değişen yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerle kalmadı. Ermenistan bu süreçte dış politikasını sorgulamanın yanı sıra, Rusya’ya neden ihtiyaç duyduğu, Moskova’nın Erivan üzerindeki nüfuzunu hangi araçlarla koruduğu ve Güney Kafkasya’daki güç dengesi de gündeme geldi.

Peki bugün Azerbaycan medyasında da çok defa tartışılan, "Azerbaycan ile Ermenistan birbirine yaklaştıkça Rusya, Ermenistan’dan uzaklaşıyor mu?" sorusu ne ölçüde doğru?

Geçtiğimiz hafta, 8 Ağustos 2025’te Washington’da gerçekleştirilen ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ABD Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde bir araya getiren zirvenin birinci yılıydı. Bir yıl önce başlayan süreç bugün sadece diplomatik görüşmelerden ibaret değil. Taraflar arasında doğrudan temasın artması, ekonomik ilişkilerin başlaması, sınır ve ulaştırma meselelerinin ikili mekanizmalar üzerinden ele alınması ve TRIPP projesinin somutlaşması, Güney Kafkasya’da uzun yıllardır alışık olduğumuz statükoyu da değiştiriyor. ABD ile Ermenistan arasında Mayıs 2026’da imzalanan TRIPP çerçeve anlaşması da projenin artık yalnızca bir niyet olmadığını gösteriyor.

Aslında bu dönüşümün en önemli sonucu, barışın yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışma ihtimalini azaltması değil. Barış aynı zamanda Ermenistan’ın dış politika seçeneklerini de çoğaltarak farklı bakış açılarına sahip olmasını sağlıyor. Peki bu farklı seçenekler, Ermenistan'ın Rusya'ya olan ihtiyacını azaltıyor mu?

Ermenistan'ın Rusya ile kurduğu güvenlik ilişkisinin temelinde uzun yıllar boyunca yalnızca tarihsel veya kültürel yakınlık yoktu. Moskova aynı zamanda bölgedeki sorunların hakemi, arabulucusu ve gerektiğinde güvenlik garantörü konumundaydı. Azerbaycan'la devam eden çatışma ve Türkiye sınırının kapalı olması, ekonomik bağımlılık ve güvenlik kaygıları Erivan açısından Moskova'yı vazgeçilmesi zor bir güvenlik ortağına dönüştürdü. Bu durum Ermenistan'ın dış politikasını da sınırlandırıyordu.

Ancak Ermenistan, tabiri caizse artık "el mahkum" bir durumda olmadığını dış politika manevralarıyla göstermeye başladı. Özellikle 2. Karabağ Savaşı'ndan sonra Erivan gördü ki, Rusya ile kurulan ittifak ilişkisi kritik anlarda beklediği güvenlik garantisini her zaman sağlamıyor ve Moskova'ya duyulan yüksek bağımlılık, Ermenistan'ın dış politikadaki hareket alanını da önemli ölçüde sınırlandırıyor. Bu noktada Azerbaycan’la kalıcı barış ihtimalinin güçlenmesi ve Türkiye ile normalleşme sürecinin ilerlemesi, Erivan’ın önünde uzun yıllardır kapalı olan iki önemli kapının aynı anda açılması anlamına geliyor.

Bu nedenle Azerbaycan-Ermenistan barışına yalnızca iki ülkenin uzlaşması olarak bakmamak gerek. Nitekim ABD Başkanı Donald Trump bu durumu gördüğü için Bakü ve Erivan'ın arasında bir arabulucu rolüne büründü. Çünkü Bakü ile Erivan arasındaki mesafe kapandıkça, Erivan ile Moskova arasındaki ilişkinin içeriği de değişiyor. Azerbaycan ve Türkiye’den kaynaklandığı düşünülen tehdit algısı zayıfladıkça, Rusya’nın Ermenistan’daki varlığını meşrulaştıran en güçlü gerekçelerden biri de erozyona uğruyor. Yani barış, aynı zamanda Ermenistan'ın Rusya'dan stratejik özerklik kazanmasının önünü açıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan'ın doğrudan müzakerelere yönelmesi ve TRIPP'in ABD destekli bir bağlantısallık projesine dönüşmesi, Moskova'nın savaş sonrasında sahip olduğu iki önemli nüfuz aracını hezimete uğrattı: Karabağ'daki Rus barış gücü varlığı ve Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki ulaşım bağlantılarında Rus sınır muhafızlarına öngörülen rol.

Proje hayata geçirilirse Azerbaycan'ın ana karası ile Nahçıvan arasında Ermenistan üzerinden bağlantı kurulurken Ermenistan da Doğu-Batı ticaret yollarının dışında kalan bir ülke olmaktan çıkarak transit ülkeye dönüşme imkânı elde edecek. Türkiye'nin devreye girmesiyle bunun anlam ve önemi daha da büyüyor. Ermenistan'ın Azerbaycan ve Türkiye ile sınırlarının açıldığı bir senaryoda Erivan artık dış dünyaya ulaşmak için aynı ölçüde Rusya'ya bağımlı olmayacak. Türkiye üzerinden Avrupa'ya, Azerbaycan üzerinden Hazar'a ve oradan Orta Asya'ya uzanan yeni hatlar Ermenistan'ın jeoekonomik yönelimini değiştirebilir. Bu yüzden TRIPP aynı zamanda bir egemenlik projesi olarak okunabilir.

Şimdi Azerbaycan ile Ermenistan, arada Moskova olmadan doğrudan konuşabiliyor, dolayısıyla Rusya'nın kaybettiği şey yalnızca diplomatik prestij değil; bölgedeki geleneksel varoluş sebeplerinden biri. Eğer barış süreci neticeye varır ve Trükiye ile tam normalleşme sağlanırsa, Ermenistan açısından Rusya artık “alternatifi olmayan” bir güvenlik ortağı olmaktan çıkabilir.

RUSYA'NIN ERMENİSTAN'DAKİ ETKİSİ BİTTİ Mİ?

Rusya, Gümrü'deki Rus askerî üssü varlığını sürdürüyor ve İran Savaşı, TRIPP Projesi gibi nedenlerle uzun bir süre de sürdürecek gibi görünüyor. Rusya, Ermenistan'ın enerji sisteminde kritik bir aktör. Ekonomik bağlar, iş gücü hareketliliği, para transferleri, turizm ve diaspora ilişkileri hala son derece güçlü.

Ermenistan-Rusya ticaretine ilişkin Ermenistan Başbakanlığının Nisan 2026'da yayımladığı Putin-Paşinyan görüşmesinde 2024 için yaklaşık 11 milyar dolar, 2025 için ise yaklaşık 6,4 milyar dolar olduğu gündeme geldi. Ermeni istatistiklerine dayanan başka hesaplamalarda ise 2025 Rusya ticareti yaklaşık 7,6-7,7 milyar dolar olarak gösteriliyor. Ancak şunu açıkça ifade edebiliriz ki 2024'teki olağanüstü seviyenin ardından Rusya-Ermenistan ticaretinde ciddi bir gerileme yaşandı.

Üstelik Moskova ekonomik bağımlılığın siyasi değerinin farkında. Mayıs ayında Rusya, bazı Ermeni tarım ürünlerine kısıtlamalar getirirken ucuz enerji ve ham madde tedarikinin de sorgulanabileceği mesajını verdi. Temmuz ayında ise Avrupa Birliği, Rus ekonomik baskısının etkilerini azaltmak amacıyla Ermenistan'a yeni ekonomik destek açıkladı.

Ermenistan'ın demiryolu sistemi Rus yönetimindeki Güney Kafkasya Demiryolları tarafından işletiliyor. Ancak TRIPP ve yeni bölgesel ulaşım hatları mevcut sistemin geleceğini daha önemli hale getirdi.

Burada da bir ayrım yapmak gerekiyor: Erivan'ın Rusya ile imtiyaz sözleşmesini tek taraflı olarak sona erdirme kararı aldığı söylenemez. Paşinyan temmuz ayında hükümetin böyle bir adım planlamadığını açıkça belirtti. Buna karşılık Ermenistan, Gyumri-Akhurik ve Yerask demiryolu kesimlerini restore etmek için çalışmalara başladı ve demiryollarının yönetimi konusunda Rusya ile görüşmeler sürüyor.

2025 yılında Ermenistan'a gelen turistlerin yaklaşık yüzde 43'ünün Rusya'dan gelmesi bile toplumsal ve ekonomik bağların boyutunu gösteriyor. Reuters'a göre Ermenistan 2025 yılında doğal gazının yaklaşık yüzde 82'sini Rusya'dan aldı. Moskova da Erivan'ın Avrupa yönelimini sürdürmesi halinde indirimli petrol ve doğal gaz tedarikinin gelecekteki durumunu açık biçimde tartışmaya başladı. Yani Rusya'nın elinde hala çok güçlü kartlar var. Fakat asıl dikkat edilmesi gereken nokta bu kartların sayısının giderek azalması değil, Ermenistan'ın bunlara alternatif üretmeye çalışması.

Bunun en görünür örneği güvenlik alanında yaşanıyor. Ermenistan'ın Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü'ne katılımı fiilen donmuş durumda. Erivan örgütün çalışmalarına katılmıyor ve aidat ödemiyor.

Haziran ayında KGAÖ Genel Sekreteri Taalatbek Masadykov, Ermenistan'ın fiilen örgütün faaliyetlerine katılmadığını ancak hukuken tam üye olmaya devam ettiğini açıkladı. Üstelik aidatların ödenmemesi nedeniyle Ermenistan'ın oy hakkının askıya alınması dahi tartışılıyor.

Aynı dönemde AB-Ermenistan ilişkileri hızlandı. Avrupa Parlamentosu'nun değerlendirmesine göre Paşinyan yönetimi 2022'den itibaren Rusya'dan kontrollü fakat giderek belirginleşen bir uzaklaşma politikası izlerken AB ile siyasi ve güvenlik ilişkilerini derinleştirdi. Mayıs 2026'da gerçekleştirilen ilk AB-Ermenistan Zirvesi de bu dönüşümün kurumsal göstergelerinden biri oldu.

AZERBAYCAN RUSYA'YI ERMENİSTAN'DAN ÇIKARIYOR MU?

Peki Azerbaycan sürecin neresinde? Azerbaycan'ın Ermenistan'daki Rus nüfuzunu doğrudan ortadan kaldırmaya çalıştığını söylemek doğru olmaz. Ancak şu bir gerçek ki Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışma barışa dönüştükçe, Ermenistan'ın Rusya'ya bağımlılığını üreten şartlar ortadan kalkıyor.

Aradaki fark çok önemli. Bakü'nün Erivan ile barışması Rusya'yı doğrudan Ermenistan'dan çıkarmıyor. Fakat Ermenistan'ın Rus güvenlik garantisine duyduğu ihtiyacı azaltıyor.

TRIPP, Rusya'nın ulaşım üzerindeki tekelini doğrudan ortadan kaldırmıyor; fakat Ermenistan'a alternatif güzergâhlar sunuyor.

Türkiye ile normalleşme Rusya-Ermenistan ticaretini bitirmiyor; fakat Ermenistan'ın ekonomik izolasyonunu azaltarak Moskova'nın pazarlık gücünü zayıflatabilecek yeni seçenekler yaratıyor.

2020 savaşının ardından Güney Kafkasya'nın yeni düzenini kuran başlıca aktör Rusya'ydı. Ateşkes Moskova'nın arabuluculuğunda imzalanmış, Rus barış gücü Karabağ'a konuşlandırılmış ve ulaşım hatlarında Moskova'ya önemli roller verilmişti. Chatham House o dönemde ortaya çıkan düzeni Rusya'nın belirgin biçimde üstün olduğu bölgesel bir yapı olarak değerlendiriyordu.

Altı yıl sonra ise bambaşka bir tablo var. Karabağ'da Rus barış gücü yok. Bakü ile Erivan doğrudan görüşüyor. Washington sürecin önemli aktörlerinden biri. AB Ermenistan'daki ekonomik ve siyasi varlığını artırıyor. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi yeniden bölgesel denklemin merkezinde. TRIPP ise Rusya merkezli olmayan yeni bir Doğu-Batı bağlantısı vaat ediyor. Bu nedenle Güney Kafkasya'daki değişimi “Rusya gidiyor, Batı geliyor” kadar basit bir söylemle açıklamak yerine; Bölge ülkeleri büyük güçlerden birine bağımlı olmak yerine birbirleriyle ve diğer ülkelerle ilişki kurarak hareket alanlarını genişletmeye çalışıyor. diyebiliriz.

Rusya, Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesini kendi nüfuzuna yönelik sıfır toplamlı bir tehdit olarak görmek yerine yeni bölgesel düzenin ekonomik ortaklarından biri olmayı tercih edebilir.

Çünkü Rusya'nın Güney Kafkasya ile coğrafi, ekonomik ve toplumsal bağları bir anlaşmayla ortadan kalkmayacak. Fakat eski Sovyet modelinin yeni statükoda devam etmesi de giderek zorlaşıyor.

Ermenistan'ın güvenliğini Rusya'nın sağlaması, Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığını Moskova'nın yönetmesi ve bölgesel ulaşım ağlarının Rusya'nın kontrolünde şekillenmesi üzerine kurulu düzen çözülüyor. Washington Zirvesi'nin birinci yılında ortaya çıkan en önemli sonuç belki de budur.

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki iletişim arttıkça Rusya'nın Ermenistan üzerindeki etkisi otomatik olarak sona ermiyor; fakat bu etkinin üzerine kurulduğu bağımlılık ilişkileri birer birer sorgulanabilir hale geliyor.