Son dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasında siyasi bir uzaklaşma yaşandığına ilişkin söylemler özellikle sosyal medya üzerinden giderek daha görünür hale geliyor. Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkilerinden başörtüsü tartışmasına kadar birbirinden farklı konular, iki ülke arasında bir kırılma yaşandığı iddiasının dayanağı olarak sunuluyor. Oysa devletler arasındaki somut ilişkilere bakıldığında ortaya çıkan tablo bunun tam tersini gösteriyor.

Bu tartışmaların en belirgin örneklerinden biri Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkileri oldu. Bakü'nün Tel Aviv ile uzun yıllardır devam eden diplomatik ve stratejik ilişkileri, özellikle Gazze savaşı sonrasında Türkiye ile Azerbaycan arasında bir ayrışma bulunduğu iddialarına konu edildi. Azerbaycan Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi Başkanı Farid Şafiyev ise İsrail meselesi üzerinden Türkiye-Azerbaycan kardeşliğine karşı organize dezenformasyon yürütüldüğünü savunarak Azerbaycan'ın Orta Doğu politikasını Türkiye ile koordine ettiğini açıkladı.

Türkiye Azerbaycan2

Benzer bir tartışma şimdi başörtüsü üzerinden yürütülüyor. Azerbaycan'daki okul kıyafetlerine ilişkin iddia edilen yeni düzenlemeler ve bazı okullardaki uygulamalar, Türkiye'de “Azerbaycan'da başörtüsü yasaklandı” şeklinde genellenerek geniş bir tartışmaya dönüştü. Azerbaycan makamları ise Türkiye'deki medya ve sosyal medya alanında ülkeleri hakkında asılsız ve taraflı iddiaların yayıldığını belirterek bunların iki toplum arasındaki güvene zarar verdiğini açıkladı.

Dahası bu endişe yalnızca Bakü tarafından dile getirilmiyor. Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da daha önce bölgesel gelişmeler üzerinden Azerbaycan'ı ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini hedef alan dezenformasyon ve provokatif paylaşımlara karşı kamuoyunu açık biçimde uyarmıştı.

Tam da burada sosyal medyada oluşturulan algıyla devletler arasındaki gerçek ilişkiyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çünkü aynı dönemde Türkiye ve Azerbaycan savunma sanayiinde 500 milyon doların üzerinde yeni anlaşmaya imza atıyor. Türkiye'nin Azerbaycan'daki yatırımları 17,9 milyar dolar, Azerbaycan'ın Türkiye'deki yatırımları ise yaklaşık 21 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. İki ülke ticarette 15 milyar dolarlık hacmi hedeflerken TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Kars ve Orta Koridor gibi projeler iki ülkenin stratejik çıkarlarını doğrudan birbirine bağlıyor. Hem Türk dünyasından gelen bağlar, hem de stratejik yakınlık, kardeş ülke Azerbaycan ve Türkiye'nin çıkarlarının örtüşmesiyle ortaya güçlü bir bağ çıkarıyor

Buna Şuşa Beyannamesi ile kurumsallaşan müttefiklik ilişkisini, ortak askeri tatbikatları, savunma sanayiinde ortak üretim hedeflerini ve Karabağ meselesinde Türkiye'nin yıllardır sürdürdüğü desteğini de eklediğimizde, aslında iki ülke ilişkisinin günlük siyasi tartışmalardan çok daha derin olduğu görülüyor.

Elbette Türkiye ile Azerbaycan iki ayrı devlettir ve her dış politika başlığında aynı tutumu almaları beklenemez. Azerbaycan'ın İsrail politikası eleştirilebilir, başörtüsü konusunda ortaya çıkan uygulamalar tartışılabilir. Ancak kardeşlik ilişkisi, eleştirinin önünde bir engel değildir ve dönemlik tartışmaların çok ötesindedir. Dolayısıyla bu noktada, Türkiye'de bazı grupların bilinçli bir şekilde Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkileri ve başörtü meselesini kaşıyarak algı yaratmaya çalıştığı söylenebilir.

Türkiye Azerbaycan

Bu noktada eleştiri ile iki toplumu karşı karşıya getirecek bir algı üretmek arasında önemli bir fark vardır. Dolayısıyla bugün asıl dikkat edilmesi gereken nokta da budur. Sosyal medyanın giderek hayatımızda önemli bir yer tutması, algı oyunlarının da günlük hayatımızın bir parçası haline gelmesini sağladı. Politik meselelere bakış açımızı değiştirebilen bu durum, Türkiye ile Azerbaycan'ın devletler düzeyinde savunmadan enerjiye kadar ilişkilerini derinleştirdiği bir dönemde, kamuoyunda sürekli yeni bir “kriz” başlığının ortaya atılması özelinde düşünülmesi gereken bir konudur. Nitekim hem Türkiye hem Azerbaycan makamlarının dezenformasyon konusunda peş peşe uyarılar yapması meselenin artık yalnızca birkaç sosyal medya paylaşımından ibaret görülmediğini ortaya koymaktadır.

“Bir millet, iki devlet” anlayışının bugün arkasında yalnızca tarihsel ve kültürel kardeşlik değil; milyarlarca dolarlık yatırımlar, ortak savunma projeleri, enerji hatları, ulaştırma koridorları ve karşılıklı güvenlik çıkarları bulunuyor.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin geleceği açısından yapılması gereken, sorunları görmezden gelmek değil; gerçek sorunlarla yapay biçimde büyütülen tartışmaları birbirinden ayırmaktır. Çünkü iki ülke arasındaki stratejik müttefikliğin en hassas noktalarından biri artık devletler arasındaki ilişkiden çok, iki toplumun birbirine bakışının dezenformasyon yoluyla aşındırılması riskidir.