Bugün Türkiye ekonomisinin geldiği noktaya baktığımızda, üretenden satana, esnaftan sanayiciye kadar herkesin aynı sorunu yaşadığını görüyoruz. Kimse ürettiğini istediği gibi satamıyor ama maliyetler her geçen gün artıyor. İşçilik, enerji, ham madde, kira ve finansman giderleri yükselirken piyasada para dönmüyor. Firmalar üretmekte, esnaf ayakta kalmakta, vatandaş ise geçinmekte zorlanıyor.
Üstelik yaşam maliyetleri artarken insanların harcamaları da büyüyor. Gelirler giderleri karşılamıyor, borçlar yeni borçlarla kapatılıyor. Artık insanlar kazandıkları parayla değil, henüz kazanmadıkları parayla yaşamaya çalışıyor. Ancak bu düzenin sonsuza kadar devam etmesi mümkün değil.
Bugün binlerce işletme ya kepenk kapatıyor ya da iflasın eşiğinde ayakta kalmaya çalışıyor. Bunun sonunda yalnızca firmalar kaybetmeyecek. İşsiz kalan binlerce insan, geçim sıkıntısı çeken aileler ve borçlarını ödeyemeyen vatandaşlar, toplumsal huzurun da temelini sarsacak. Çünkü ekonomik sıkıntı büyüdükçe evlerde huzur azalır, sokaklarda gerginlik artar.
Bir de gayrimenkul piyasasına bakalım. Milyonlarca, hatta yüz milyonlarca liraya satılan konutların gerçek alıcıları kimler? Bu fiyatlar hangi gelir düzeyine göre belirleniyor? Bir tarafta ev sahibi olmayı hayal bile edemeyen milyonlarca insan, diğer tarafta gerçek piyasa koşullarından kopmuş fiyatlar var. Artık konut piyasasının da gerçek alım gücüne göre dengelenmesi gerekiyor.
Ekonomiyi düzeltmek için yalnızca faizleri, döviz kurlarını veya enflasyon rakamlarını konuşmak yeterli değil. Önce üretimin önündeki engelleri kaldırmak, işletmelerin maliyetlerini düşürmek, borç yükünü hafifletmek ve piyasaya yeniden güven kazandırmak gerekiyor.
Bir gemi düşünün; denizin ortasında su alıyor. Siz kaptanı değiştirmekle yetinip geminin deliklerini kapatmazsanız o gemiyi kurtaramazsınız. Önce su alan yerleri onarmalı, sonra rotayı belirlemelisiniz.
Bugün Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan şey, günü kurtaran kararlar değil, üretimi ve alım gücünü yeniden ayağa kaldıracak kalıcı bir ekonomik programdır.
Siyaset, ekonomiyle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü ekonomi bozulduğunda bunun etkisi yalnızca cüzdanlarda kalmaz; aile ilişkilerinden toplumsal güvene, iş hayatından ülkenin geleceğine kadar her alana yayılır. Unutmayalım ki ekonomik sorunlar, en güçlü ilişkileri bile yıpratabilir. Bir baba ile oğulun arasını dahi maddi sıkıntılar açabilir.
Artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi: Ekonomiyi gerçekten düzlüğe çıkaracak bir yol mu arıyoruz, yoksa yalnızca günü kurtarmaya mı çalışıyoruz? Mevcut yöntemlerle devam mı edeceğiz, yoksa ekonominin yönetim anlayışını ve önceliklerini yeniden mi gözden geçireceğiz?
Çünkü ekonomi düzelmeden ne üretim düzelir ne ticaret canlanır ne de toplumsal huzur sağlanır. Para kazanamayan, ürettiğini satamayan, borcunu ödeyemeyen bir toplumun geleceğe güvenle bakması mümkün değildir.

Ekonomide artık alarm zilleri çalıyor. Çarklar durmadan, işletmeler kapanmadan, insanlar işsiz ve umutsuz kalmadan bu gidişata müdahale etmek gerekiyor. Çünkü ekonomiyi kurtarmak, yalnızca piyasayı değil, toplumun geleceğini de kurtarmaktır.