Bir insanın hayatı boyunca otomobil kullanmaya ne kadar zaman harcadığını hiç düşündünüz mü?

Türkiye'de 2025 yılı sonunda trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtı sayısı 33,6 milyona yükseldi. Bunun önemli bir bölümünü otomobiller oluşturuyor. Her gün milyonlarca insan evinden işine, işinden evine otomobilleriyle gidiyor. Fakat bu devasa araç parkının önemli bir özelliği var: Otomobiller günün büyük bölümünde hareket etmiyor. Bu yazım ve bir sonraki yazımda kaynakları verimli kullanmak adına yapay zekanın nasıl kullanıldığını ve/veya kullanabileceğini anlatmaya çalışacağım.

Sabah otomobilinize binip işe gidiyorsunuz. Akşam eve dönüyorsunuz. Sonra otomobiliniz gece boyunca apartmanın önünde, otoparkta veya garajda bekliyor. Aslında çok pahalı bir varlık, günün önemli bir bölümünü hiçbir ekonomik faaliyet üretmeden geçiriyor. Burada yapay zekâ ve otonom sürüş teknolojileri, otomobilin anlamını değiştirme potansiyeline sahip. Bugün otomobil satın aldığımızda aslında bir ulaşım aracına sahip oluyoruz. Gelecekte ise aynı otomobil, sahibinin kullanmadığı saatlerde başkalarını taşıyan ve ekonomik değer üreten otonom bir varlığa dönüşebilir. Sabah otomobilinize binip işe gidiyorsunuz. Akşam eve dönüyorsunuz. Normalde otomobilinizin işi burada bitiyor.

Ancak otonom sürüş teknolojisi yeterince geliştiğinde senaryo değişebilir. Siz evinize çıktığınızda otomobiliniz çalışmaya devam edebilir. Bir yolcu alabilir, onu istediği yere götürebilir, başka bir yolcu bulabilir ve siz uyurken bile ekonomik değer üretebilir. Sabah uyandığınızda otomobiliniz yeniden kapınızın önüne gelebilir.

Çünkü yapay zekânın verimlilik vaadi yalnızca bilgisayar ekranında metin yazmak veya görüntü üretmekten ibaret değil. Yapay zekâ fiziksel dünyaya çıktığında; otomobil, kamyon, depo, fabrika ve lojistik ağları gibi milyarlarca liralık fiziksel varlıkların kullanım biçimini değiştirebilir. Bir başka ifadeyle yapay zekâ yalnızca işleri daha hızlı yapan bir yazılım olmaktan çıkıp, fiziksel varlıkların nasıl kullanılacağını belirleyen bir yönetim katmanına dönüşebilir. Bunun Türkiye açısından ekonomik önemi oldukça büyük. Çünkü Türkiye'de otomobil yalnızca bireysel ulaşımın değil, şehir yaşamının da merkezinde. İşe gitmek, çocukları okula götürmek, alışveriş yapmak, şehirlerarası yolculuk etmek... Günlük hayatın önemli bir bölümü otomobil ve karayolu etrafında şekilleniyor.

Peki ya otomobilin kullanım felsefesini değiştirirsek?

Bugün bir otomobil satın alıyoruz ve otomobil bize hizmet ediyor. Yarın ise yapay zekâ otomobilimizi bizim kullanmadığımız saatlerde başkalarına hizmet ettirebilir. Böylece otomobil bir tüketim ürününden, günün daha büyük bölümünde kullanılabilen ekonomik bir varlığa dönüşebilir. Burada Tesla'nın ortaya koyduğu Robotaxi yaklaşımı önemli bir örnek. Şirket, gelecekte kişisel araçların da otonom sürüş teknolojisiyle bir robotaksi ağına dahil olabileceği bir modeli tartışıyor. Bu gerçekleşirse ortaya yalnızca yeni bir otomobil modeli çıkmayacak. Yeni bir sahiplik modeli ortaya çıkacak: Aracınızı yalnızca kendiniz kullanmak için satın almak yerine, belirli saatlerde kendiniz kullanıp geri kalan zamanda otonom bir ağın parçası haline getirebileceksiniz.

Bugün evimizde duran otomobil bize maliyet çıkarıyor. Gelecekte aynı otomobil, kullanılmadığı saatlerde gelir üretebilir. Bu değişim gerçekleştiğinde “otomobil sahibi olmak” kavramının kendisini yeniden düşünmemiz gerekebilir. Çünkü otomobil artık sadece bizi taşıyan bir makine değil, yapay zekânın yönettiği hareketli bir ekonomik varlık haline gelebilir.

Fakat bu dönüşümün asıl etkisi otomobilin kendisinde değil. İnsan hayatında olabilir. Çünkü mesele yalnızca aracın ne kadar verimli kullanıldığı değil; direksiyon başında geçirdiğimiz zamanın bize geri dönmesi. Peki yapay zekâ direksiyonu gerçekten devralırsa, bize yalnızca zamanımızı mı geri verecek? Yoksa şehirlerimizi, lojistiği ve ulaşım ekonomisini de baştan mı tasarlayacak? Araçların verimsizliği, atıl zamanının fazla olması konusunda tekrardan düşünmemiz gerekiyor.