1999 yılında vizyona giren Wachowski kardeşlerin efsanesi Matrix, bize sarsıcı bir soru sormuştu: “Yaşadığımız hayat, beynimize dışarıdan yüklenen kusursuz bir illüzyondan ibaretse?” Aradan geçen çeyrek asrın ardından, bu felsefi distopya bizim için tam olarak kanıtlanamamış olsa da, evimizde mutfaklarımızda uçuşan bir meyve sineği için gerçeğe dönüştü.

Geçtiğimiz dönemde teknoloji dünyasında devrim niteliğinde bir olay yaşandı. Google'ın da dahil olduğu bir araştırma ekibi, bir meyve sineğinin beyninin tam haritasını, yani yaklaşık 140 bin nöronun birbiriyle kurduğu devasa iletişim ağını açık kaynak (herkes erişebilir) olarak yayımladı. Basit bir el hareketiyle savuşturduğumuz canlının zihni, artık herkesin erişebileceği dijital bir algoritmaya dönüştürülmüştü.

İşin sadece bilim kurgu değil, aynı zamanda trajikomik bir hal aldığı nokta tam olarak burası. Araştırmacılar ve teknoloji meraklıları, zihni kodlara dökülen bu "dijital sineği" alıp birbirinden tuhaf sanal ortamlara yerleştirmeye başladılar. Gerçek dünyada bir bedeni olmayan bu sinek beynine simülasyonlar içinde labirentler çözdürüyor, oyunlar oynatıyor, hatta nöral tepkilerini piyasa verilerine bağlayarak ona borsada al-sat işlemleri bile yaptırıyorlar.

Dijital sinek şu an uçsuz bucaksız bir bahçede olduğunu, çok olgunlaşmış ve sulu bir şeftaliye doğru kanat çırptığını sanıyor olabilir. Oysa gerçekte ne rüzgarı hissedecek kanatları var, ne de ortada bir şeftali. O bir sunucu odasında, Wall Street verilerini işleyip teknoloji hisselerine yatırım yapan bir koda dönüştüğünden habersiz. Sinek, kendi Matrix'inde mavi hapı yutmuş (yani olan bitenden habersiz) ve derin uykusunda bir borsacıya dönüşmüş durumda.

Sizi bilmem ama ben sineğin düştüğü bu durum karşısın ürpermiyor değilim. Bir sineğin 140 bin nöronluk basit beyni, dışarıdan verilen elektrik sinyalleriyle bu kadar kusursuz bir illüzyonun içine hapsedilebiliyorsa, bizim o çok güvendiğimiz, özgür irademizin kalesi sandığımız 86 milyar nöronluk beynimiz ne kadar güvende?

Gerçeklik dediğimiz şeyin, sonuçta nöronlar arasındaki elektrik sinyallerinden ibaret olduğu gerçeği yüzümüze çarpıyor. Belki de şu an bu yazıyı okurken hissettiğiniz düşünceler, kahvenizden aldığınız tat veya borsadaki (özellikle son zamanlarda) düşüşe üzülmeniz, bizden çok daha gelişmiş bir medeniyetin laboratuvarında gerçekleşen başka bir açık kaynak deneyinin sonucudur. Kendi Matrix'imizde kırmızı hapı (gerçeklik) ararken, en azından mutfakta o meyve sineğini kovalarken ona biraz daha empatiyle yaklaşabiliriz. Ne de olsa, aynı illüzyonun farklı piksellerinde yaşıyor olabiliriz.