Türkiye'de otomobil tercihlerinin nasıl değiştiğini düşünün. Bir dönem sedan, otomobil denince akla gelen en doğal seçenekti. Sonra yavaş yavaş SUV'lar hayatımıza girdi. Bunun sebebi sedanların bir anda kötü otomobillere dönüşmesi değildi. İnsanların otomobilden beklentisi değişmişti. Daha yüksek oturma pozisyonu, daha ferah bir iç mekân, daha kullanışlı bir bagaj, aile kullanımına daha uygun bir yapı ve biraz da farklı bir otomobil deneyimi... Üreticiler de değişen bu beklentinin peşinden gitti.
Katlanabilir telefonların hikâyesinde de buna benzer bir dönüşüm var. Mesele aslında ekranın katlanabiliyor olması değil. Mesele, insanların telefondan giderek daha fazlasını istemesi. Telefon artık yalnızca arama yaptığımız veya mesajlaştığımız bir cihaz değil. Fotoğraf makinesi, banka, navigasyon cihazı, oyun konsolu, televizyon, sosyal medya aracı ve giderek daha fazla bilgisayar işlevi görüyor. Fakat bütün bunları yapan cihazın fiziksel formu neredeyse hiç değişmedi: cebimize sığması gereken küçük bir dikdörtgen.
İşte katlanabilir telefon fikri tam da bu çelişkiden doğuyor. Kullanıcı daha büyük bir ekran istiyor ama cebinde daha büyük bir telefon taşımak istemiyor. Katlanabilir telefon bu iki isteği aynı anda karşılamaya çalışıyor: Cebindeyken telefon, gerektiğinde ise daha büyük bir çalışma alanı. Bu yüzden katlanabilir telefonları yalnızca yeni bir telefon türü olarak görmek eksik kalıyor. Asıl mesele, telefonun fiziksel sınırlarını değiştirmek.
Normal akıllı telefonun temel fikri, mümkün olduğunca çok şeyi küçük bir gövdeye sığdırmaktı. Katlanabilir telefonun fikri ise biraz farklı: Cebine sığan cihazı, ihtiyaç duyduğunda büyütebilmek. Sonrasında klavye, fare gibi dış donanımlar eklemek olabilir. Son dönemlerde büyük firmaların katlanabilir akıllı telefon üretmelerinin altında böyle bir arz yatmakta. Bakalım önümüzdeki günlerde bizi neler bekliyor.