2027 ekonomisinde vergi artışları, emekli maaşları ve geçim sıkıntısı gündemde. Kalıcı refah için kamuda tasarruf, üretim ve güven odaklı politikalar gerekiyor.
2026’nın son aylarına girerken ekonomi tartışmalarının merkezinde yine aynı soru var: Yeni yılda vatandaşın geçimi kolaylaşacak mı? Vergi ve harçlara ilişkin beklentiler, ücretlerin ve emekli aylıklarının alım gücü, esnafın finansmana erişimi… Başlıklar farklı olsa da hepsi aynı noktada birleşiyor: İnsanlar artık bütçelerinde gerçek bir rahatlama görmek istiyor.
Takvim değiştiğinde ekonominin göstergeleri sıfırlanmıyor. Bir önceki yılın borcu, geçim sıkıntısı ve ertelenen ihtiyaçları yeni yıla taşınıyor. Bu nedenle 2027’ye hazırlanırken yalnızca yeni rakamları değil, o rakamlarla yaşamak zorunda olan insanların durumunu konuşmalıyız.
Vergi ve harç artışlarında vatandaşın ödeme gücü gözetilmeli
Yeni yıl yaklaşırken yeniden değerleme oranı ve buna bağlı vergi ve harç düzenlemeleri de gündeme geliyor. Motorlu taşıtlar vergisinden pasaport ve sürücü belgesi harçlarına kadar birçok kalem, aile bütçelerini doğrudan ilgilendiriyor. Nihai tutarlar resmî düzenlemelerle netleşecek olsa da vatandaşın kaygısı bugünden belli: Geliri, artan yükümlülüklerini karşılamaya yetecek mi?
Benim kanaatim, ekonomi politikalarının bundan sonraki aşamasında dar gelirlinin taşıyabileceği yükün sınırlarının daha fazla dikkate alınması gerektiğidir. Asgari ücretlinin, emeklinin, küçük esnafın ve emeğiyle geçinenlerin sürekli yeni fedakârlıklara zorlanması, ekonomik programın toplumsal desteğini de zayıflatır.
Tasarrufta sorumluluk kamudan başlamalı
Vatandaşa tasarruf çağrısı yapılırken kamu harcamalarının aynı ciddiyetle gözden geçirilmesi gerekir. İsrafın önlenmesi, gereksiz harcamaların kesilmesi ve yatırımların öncelik sırasına konulması artık ertelenmemesi gereken adımlardır.
Savunma ve sağlık gibi kritik alanların ihtiyaçları korunurken acil olmayan, toplumsal faydası sınırlı veya bütçeye ağır yük getiren projeler yeniden değerlendirilmelidir. Gerektiğinde erteleme ve iptal seçenekleri de masada olmalıdır. Vatandaş, kendisinden beklenen fedakârlığın kamuda da karşılığını görmek ister.
Seçim beklentisi bütçe disiplinini bozmamalı
2027’nin bir seçim atmosferinde geçmesi ihtimali, ekonomi yönetiminin sorumluluğunu daha da artırıyor. Burada sözünü ettiğim, kesinleşmiş bir seçim takvimi değil; siyasi beklentilerin ekonomi politikaları üzerindeki olası etkisidir.
Emekli aylıklarının iyileştirilmesi ve çalışanların alım gücünün korunması elbette gereklidir. Ancak bu adımlar, yalnızca kısa vadeli siyasi karşılıkları düşünülerek değil, kalıcı finansman kaynaklarıyla planlanmalıdır. Bugün sağlanan bir gelir artışının yarın enflasyonla geri alınması, vatandaşa gerçek bir refah kazandırmaz.
Bu nedenle olası bir seçim dönemine hazırlık yapılacaksa bütçe disiplini ve tasarruf ilkeleri baştan gözetilmelidir. Sosyal ihtiyaçlara cevap veren, kaynağı belli ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsenmelidir.
Esnafın yeniden ayağa kalkması için güven gerekiyor
Daha önceki yazılarımda da dile getirdiğim gibi, ekonomide güveni tazelemek zorundayız. Esnaf ve sanatkârın önünü görebildiği, yükümlülüklerini yerine getirebildiği ve faaliyetini sürdürebildiği bir ortam oluşturulmalıdır.
Bu çerçevede vergi barışı ve kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması seçeneklerinin değerlendirilmesini önemli buluyorum. Ancak böyle bir düzenleme, yükümlülüklerini zamanında yerine getiren mükelleflerin adalet duygusunu da korumalıdır.
Krediye erişim konusunda ise üretimi, işletme sermayesini ve istihdamı destekleyen seçici bir yaklaşım gerekiyor. Amaç, talebi kontrolsüz biçimde artırmak değil; ayakta kalmak ve üretmek isteyen işletmelere makul koşullarda finansman sağlamaktır.
Kalıcı refahın yolu üretim ve istihdamdan geçiyor
Tasarruf sahibinin parasının değerini korumak istemesi doğaldır. Mevduat gibi araçlara yönelen vatandaşları suçlamak yerine, üretime yatırım yapmayı neden yeterince cazip bulmadıklarını sorgulamalıyız. Öngörülemez maliyetler, finansman güçlüğü ve geleceğe ilişkin belirsizlikler giderilmeden yatırım iştahının artmasını beklemek kolay değildir.
Ekonomi politikalarının başarısı, yalnızca enflasyon oranındaki gerilemeyle ölçülemez. İşletmelerin üretim kapasitesi, yeni istihdam olanakları ve hanelerin alım gücü de bu başarının parçasıdır. Enflasyonda kalıcı iyileşme için üretimi güçlendiren ve verimliliği artıran adımların da kararlılıkla atılması gerekir.
Vatandaş vaatlerin hayatına yansımasını bekliyor
Ekonomi güven, siyaset şeffaflık, toplum adalet, çalışan ise insanca yaşayabileceği bir gelir bekliyor. Bu beklentilerin karşılanması, sözlerin tutarlı uygulamalarla desteklenmesine bağlıdır.
2027’ye hazırlanırken önceliğimiz, vatandaşın geçimini kolaylaştıran ve ülkenin üretim gücünü artıran bir ekonomi olmalıdır. Türkiye Yüzyılı hedefinin toplumda karşılık bulması da insanların geleceğe güvenle bakabilmesinden geçer.
Sonuçta vatandaş için en anlamlı gösterge, açıklanan rakamların sofrasına, işine ve hayatına nasıl yansıdığıdır. Ekonomi yönetiminin de siyasetin de asıl sınavı burada verilecektir.