Türkiye ekonomisinde tehlike çanları çalıyor. 40-50 yıllık geçmişi olan, yıllarca üretim yapmış, binlerce insana ekmek kapısı olmuş köklü firmalar bugün borçlarını ödeyemediği için konkordatoya başvuruyor, faaliyetlerini durduruyor veya iflasın eşiğine geliyor.

Bu artık yalnızca şirketlerin sorunu değil, ülkenin geleceğini ilgilendiren ciddi bir ekonomik tehdittir. Kapanan her fabrika yüzlerce insanın işsiz kalması, kepenk indiren her esnaf bir ailenin geçim kaynağını kaybetmesi demektir.
Sanayici üretmekte, esnaf ayakta kalmakta, vatandaş geçinmekte zorlanıyor. Yüksek faizler, ağır vergiler, enerji, işçilik ve hammadde maliyetleri işletmelerin belini büküyor. Satışlar düşüyor, tahsilatlar gecikiyor, borçlar büyüyor.

Hükümetin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: Fabrikalar kapanır, esnaf kepenk indirir, üretim durursa devlet kimden vergi alacak? Kim istihdam sağlayacak, kim işçinin sigortasını yatıracak?
Bir taraftan vergi ve SGK borçlarını ödeyemeyen işletmelerin banka hesaplarına ve araçlarına haciz uygulanıyor. Devlet elbette alacağını tahsil etmelidir. Ancak üretim yapamayan, satış gerçekleştiremeyen, hesabı bloke edilen bir işletme borcunu nasıl ödeyecek? İşletmeyi tamamen kilitlemek çözüm değil, ekonomik çöküşü hızlandırmaktır.
Diğer taraftan vatandaşın kredi kartı ve banka borçları her geçen gün ağırlaşıyor. 300 bin lira borcunu ödeyemeyen bir insanın, faiz ve gecikme yükleriyle milyonlarca liraya ulaşan bir borcun altından kalkmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?
Borçluyu ekonomik hayattan koparmak, alacaklıyı da zarara uğratır.

AVRUPA'NIN YAŞADIKLARINDAN DERS ÇIKARMALIYIZ
Bugün Avrupa'nın yaşadığı ekonomik sıkıntılar bizim için önemli bir uyarı olmalıdır. Avrupa sanayisi yüksek enerji maliyetleri, üretimde rekabet kaybı, yatırım ve büyüme sorunlarıyla mücadele ediyor. Bizim aynı tabloya düşmememiz gerekiyor. Önümüzde yaşanmış bir örnek var. Bu örneği iyi okumalı, Türkiye'nin ekonomik geleceğini buna göre hazırlamalıyız.
Üretimi zayıflayan, sanayisi rekabet gücünü kaybeden, işletmeleri yatırım yapamaz hâle gelen bir ülkenin yeniden toparlanması kolay değildir. Türkiye'nin Avrupa'daki gelişmeleri seyretmek yerine bugünden önlem alması gerekiyor.

Sanayimizi korumalı, enerji maliyetlerini düşürmeli, üretimi teşvik etmeli, teknolojik yatırımlara ağırlık vermeli ve işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmalıyız. Ekonomik politikalarımızı yalnızca bugünü kurtarmak üzerine değil, önümüzdeki 10-20 yılı düşünerek oluşturmalıyız.

Artık hükümetin vakit kaybetmeden harekete geçmesi gerekiyor. Meclis'te acilen bir ekonomik rahatlama paketi hazırlanmalı ve torba yasa ile şu adımlar atılmalıdır:

Vergi ve SGK borçları uzun vadeli, ödeme gücüne uygun şekilde yeniden yapılandırılmalı.

Üretim yapan işletmelere düşük faizli, erişilebilir işletme kredileri sağlanmalı.
Haciz ve hesap blokelerinde işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmalı.
Konkordato ve iflasın eşiğindeki, üretim potansiyeli bulunan firmalara istihdamı koruma desteği verilmeli.
Kredi kartı ve tüketici borçlarında vatandaşın ödeme gücünü gözeten düzenlemeler getirilmeli.

Önümüzdeki altı ay çok kritik. Bugün önlem alınmazsa yarın kapanan işletmeleri yeniden açmak, kaybedilen istihdamı geri getirmek çok daha zor olacaktır.
Seçim dönemlerinde dağıtılan destekler ve verilen vaatler kalıcı çözüm değildir. Önemli olan bugün üreticiyi, esnafı, sanayiciyi ve çalışanı ayakta tutabilmektir.
Devlet yalnızca vergi ve borç tahsil eden değil, zor gününde vatandaşını ve üreticisini koruyan bir anlayışla hareket etmelidir.

Unutmayalım; fabrika kapanırsa üretim biter, üretim biterse istihdam azalır, istihdam azalırsa vergi gelirleri de düşer.
Ekonomiyi ayakta tutmanın yolu, üreteni yaşatmaktan geçer. Bugün müdahale edilmezse yarın çok daha ağır bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kalabiliriz.
Artık beklemek değil, çözüm üretmek zamanıdır!