Bu hafta Erzurum’da geçirdiğim günler, Türkiye’nin geleceğine dair umutlarımı tazeledi. Ülke gündemini takip ederken zaman zaman karamsarlığa kapıldığım oluyor. Ancak Erzurum’da gördüklerim, bu ülkenin hâlâ büyük bir potansiyele, çalışkan insanlara ve değer üreten kadrolara sahip olduğunu gösterdi.

Valimizi, Büyükşehir Belediye Başkanımızı, üniversite rektörümüzü ve Emniyet Müdürümüzü ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldık. Görüşmelerimizde dikkatimi en çok çeken, kurumlar arasındaki uyum ve hizmet etme gayretiydi. Herkes kendi alanında Erzurum’a ve ülkemize katkı sunmak için çalışıyordu.

Özellikle Büyükşehir Belediyemizin projelerini incelerken içimden şu cümle geçti: Keşke bütün belediyelerimiz bu anlayışla çalışsa!

Belediyecilik yalnızca yol yapmak, çöp toplamak ve günlük hizmetleri yürütmek değildir. Şehrin geleceğini planlamak, yeni projeler geliştirmek, üretime katkı sağlamak ve insanların hayatını kolaylaştıracak çözümler üretmektir. Erzurum’da, belediyeciliğin bu sınırları aşan örneklerini gördüm. Üretime yönelik girişimler, afetlere hazırlık çalışmaları ve geleceğe dönük projeler, yerel yönetimlerin neler başarabileceğini ortaya koyuyordu.

Bir belediye başkanının makamını korumaktan çok şehrine eser kazandırmayı düşünmesi, proje üretmesi ve imkânlarını memleketi için seferber etmesi kıymetlidir. Türkiye’nin ihtiyacı da tam olarak budur: Mazeret üreten değil çözüm bulan, günü kurtaran değil geleceği inşa eden yönetimler.

Üniversitemizde gördüğümüz çalışmalar ise beni ayrıca mutlu etti. İlaç ve aşı araştırmaları başta olmak üzere bilimsel faaliyetler hakkında bilgi aldık. Üniversitelerin yalnızca diploma veren kurumlar olmadığını; ülkenin ihtiyaçlarına çözüm üreten, araştıran ve geliştiren merkezler olabileceğini görmek umut vericiydi.

Türkiye’nin bilim insanlarına, araştırmacılarına ve teknoloji üreten kurumlarına ihtiyacı var. İlaçtan aşıya, teknolojiden sanayiye kadar pek çok alanda kendi imkânlarımızı geliştirmek zorundayız. Erzurum’da karşılaştığım çalışmalar, doğru kadrolara imkân verildiğinde ülkemiz adına ne kadar değerli sonuçlar elde edilebileceğini hatırlattı.

Emniyet teşkilatımızın çalışmaları da şehrin huzuru ve güvenliği açısından kamu hizmetinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu. Bir şehrin gelişmesi; güvenliğin, üretimin, bilimin ve yerel yönetim hizmetlerinin birlikte ilerlemesiyle mümkün.

Ankara’ya dönerken aklımda tek bir düşünce vardı: Artık Türkiye’nin gündeminde yalnızca operasyonları, yolsuzluk iddialarını ve kavgaları değil; başarıları, projeleri ve ülkesine hizmet eden insanları da görmek istiyorum.

Elbette hukuksuzluk varsa araştırılmalı, suç varsa hukuk içinde hesabı sorulmalı. Ancak ülkemizin gündemi bunlarla sınırlı kalmamalı. Başarılı belediyelerin eserlerini, üniversitelerimizin bilimsel çalışmalarını, sanayicilerimizin yatırımlarını ve bilim insanlarımızın buluşlarını da konuşmalıyız.

Gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı, insanların emeklerinin karşılığını aldığı, üretenin desteklendiği ve çalışkan insanların başarılarıyla gündeme geldiği bir Türkiye hayal ediyorum. Umutsuzluğun değil umudun, kavganın değil hizmetin, tüketmenin değil üretmenin öne çıktığı bir ülke istiyorum.

Erzurum’da gördüklerim bana bu umudun gerçekçi bir dayanağı olduğunu gösterdi. Elbette her şehrin sorunları var; mesele bunları inkâr etmek değil, çözmek için irade ortaya koymak. Başarılı örnekleri görmek, takdir etmek ve diğer şehirlere yaymak da bu mücadelenin bir parçası.

Bir Erzurumlu olarak şehrimle gurur duydum. Dileğim, burada gördüğümüz çalışma azminin ve üretme anlayışının ülkemizin bütün illerine yayılmasıdır.

Çünkü Türkiye’nin umudu tükenmiş değil. Bu ülkenin umudu; çalışan belediyelerde, bilim üreten üniversitelerde, yatırım yapan sanayicilerde ve ülkesine hizmet etmeyi görev bilen insanlarda.

Ben artık Türkiye’nin gündeminde en çok bu insanları görmek istiyorum.