Günlük hayatta aile bireyleri, akrabalar veya yakın arkadaşlar arasında gerçekleşen para alışverişlerinde, verilen paranın borç mu yoksa ödünç mü olduğu ve ne zaman geri istenebileceği hususu kimi zaman taraflar arasında herhangi bir yazılı belge düzenlenmeden verilen paralar nedeniyle icra takipleri başlatılmakta, bu takipler de menfi tespit davalarına konu edilmektedir.
Borç, bir kişinin diğerine karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu edimi ifade etmekte olup ödünç, borç doğuran hukuki ilişkilerden biridir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 386. maddesinde tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın ise aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşme olarak düzenlenmektedir.
Burada esaslı mevzuu bu ilişkinin nasıl ispatlanacağıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. maddesi uyarınca belirli parasal sınırları aşan hukuki işlemlerin senetle ispatlanması gerekmekte ise de aynı Kanun'un 203. maddesinde kardeşler, eşler, altsoy ve üstsoy arasındaki işlemler bakımından tanıkla ispat imkanı tanınmıştır. Dolayısıyla aile bireyleri arasında yazılı bir belgenin bulunmaması, ödünç ilişkisinin ispatlanmasını tek başına imkansız hale getirmemektedir.
Ancak ödünç ilişkisinin ispatlanması ile ödünç verilen paranın geri istenebilir hale gelmesi birbirinden farklı hukuki meselelerdir. TBK'nın 392. maddesi uyarınca ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün veya bildirim süresi kararlaştırılmamış ya da borcun geri istendiği anda muaccel olacağına ilişkin bir anlaşma yapılmamışsa, ödünç alan ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Bir başka anlatımla, ödünç verenin alacağını talep edebilmesi için öncelikle geri ödeme isteminde bulunması ve kanunda düzenlenen altı haftalık sürenin geçmesi gerekmektedir.
Bir kişiye ödünç para verilmiş olması, o paranın her zaman ve herhangi bir koşula bağlı olmaksızın geri istenebileceği anlamına gelmemektedir. Ödünç ilişkisinin varlığı kadar geri ödeme zamanının kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı, alacaklı tarafından geri ödeme talebinde bulunulup bulunulmadığı ve kanuni sürenin geçip geçmediği de önem taşımaktadır. Dolayısıyla ödünç verilen paranın tahsili amacıyla başlatılacak icra takiplerinde yalnızca alacağın varlığının değil, alacağın muacceliyet koşullarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Alacaklı olmak, her zaman alacağını derhal tahsil etme hakkına sahip olmak demek değildir.