Boşanma davalarında eşlerden birinin diğer eşe ait görüntüleri gizli kamerayla kaydetmesi ve mahkemeye delil olarak sunması, hem delillerin hukuka uygunluğu hem de olayların gerçekleştiği tarih bakımından değerlendirilmeden boşanma kararına esas alınmamalıdır. Hukukta “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” olarak ifade edilen ilke, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ve bunlardan türetilen delillerin yargılamada kullanılmasına ilişkin önemli bir tartışmayı ortaya koymaktadır. Özellikle dava açıldıktan sonra meydana gelen olayların gizli kamerayla kaydedilmesi, hem delilin hukuka uygunluğunu hem de mevcut davada ispat bakımından taşıdığı değeri tartışmalı hale getirmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18.11.2015 tarihli, 2015/5079 Esas ve 2015/21791 Karar sayılı ilamında, dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların mevcut boşanma davasında hükme esas alınamayacağı, ancak yeni bir davanın konusu olabileceği belirtilmiştir. Buna göre boşanma davası açıldıktan sonra gerçekleşen sadakatsizlik eylemleri, mevcut davada kusur belirlemesine esas alınamaz. Sonradan gerçekleşen bir olayın görüntülerle ispatlanması da bu hukuki sonucu değiştirmez.

Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 189/2. maddesinde yer alan “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” hükmü karşısında, eşlerden birinin diğerinin özel yaşamını gizlice kaydetmesi ayrıca değerlendirilmelidir. Gizli kamera kullanılması özel hayatın gizliliğini ve kişilik haklarını ihlal edebilir. Bununla birlikte hukuka aykırılık değerlendirilirken görüntülerin çekildiği ortam, tarafların kayıttan haberdar olup olmadıkları ve kayıtların elde edilme koşulları dikkate alınmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/26 Esas ve 2022/1434 Karar sayılı ilamında da eşler arasında gerçekleştirilen kayıtların delil niteliği tartışılmıştır. Karşı oyda, eşin kaydedildiğini fark ettiğinde buna itiraz etmesi ve kayıtların rızaya dayanmaması nedeniyle görüntülerin hukuka aykırı delil sayılması gerektiği savunulmuştur. Çoğunluk ise somut olayda kayda alınan kişinin çekim yapıldığından haberdar olmasına rağmen konuşmaya devam etmesini değerlendirerek kaydın gizli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla karar, eşler arasındaki görüntü kayıtlarının hukuka uygunluğunun her olayın kendi koşulları içerisinde incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu iki içtihat birlikte değerlendirildiğinde, boşanma davası açıldıktan sonra gerçekleşen yeni bir olayın gizli kamerayla kaydedilmesi halinde iki ayrı hukuki sorun ortaya çıkmaktadır. Öncelikle görüntülerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediği belirlenmelidir. Bunun yanında görüntüler hukuka uygun kabul edilse dahi dava tarihinden sonra gerçekleşen yeni olaylar, mevcut boşanma davasında bağımsız kusur sebebi olarak hükme esas alınamaz.

Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin diğerini gizli kamerayla kaydetmesi, elde edilen görüntülerin mahkeme tarafından mutlaka dikkate alınacağı anlamına gelmemektedir. Sonradan gerçekleşen olayların yeni bir boşanma davasına konu edilmesi mümkün olmakla birlikte, bu davada da delillerin hukuka uygun elde edilmesi ve usulüne uygun şekilde sunulması gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki hukuka aykırı yöntemlerle delil elde edilmesi, hak arama özgürlüğünün sınırsız bir sonucu değildir. Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.