Bir suçun çocuk tarafından işlenmesi halinde, yetişkinler için öngörülen ceza hükümlerinin aynı şekilde uygulanması yerine Türk hukukunda on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından ceza sorumluluğu, yaş küçüklüğü, çocuğun gelişim düzeyi ve işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği dikkate alan farklı uygulama benimsenmektedir. Bu konuda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu birlikte uygulanmakta ve çocukların cezalandırılmasında ve yargılanmasında yetişkinlerden farklı hükümler kabul edilmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu kanun gereği bulunmamaktadır. Bu çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılamamakta, ancak ve ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine karar verilebilmektedir. On iki yaşını doldurmuş ancak on beş yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu ise yalnızca yaşlarına göre değil, işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerine göre belirlenmektedir. Bu yeteneklerin bulunmadığı hâllerde ceza sorumluluğu doğmamakta fakat çocuk hakkında gerekli güvenlik tedbirleri uygulanmaktadır.
On iki ile on beş yaş arasındaki çocukların ceza sorumluluğunun bulunduğu hallerde, Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca diğer süreli hapis cezalarında yarı oranında indirim yapılmakta ve her fiil için verilecek hapis cezası dokuz yılı aşamamaktadır. On beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocuklarda ise diğer cezalar üçte bir oranında indirilmekte ve her fiil için verilecek hapis cezası on beş yılı geçememektedir. Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından ise yaş gruplarına göre ayrıca belirlenmiş ceza aralıkları uygulanmaktadır.
Bununla birlikte 18 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7593 sayılı Kanun ile kanun koyucu yaş küçüklüğüne ilişkin önemli bir istisna getirmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesine eklenen dördüncü fıkra uyarınca, kasten öldürme ve kanunda belirtilen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında, somut olayın özelliklerine göre çocuklara tanınan yaş küçüklüğü indirimlerinin uygulanmaması veya daha sınırlı uygulanması mümkün hale gelmiştir. Makemece yapılacak olan bu değerlendirmede kusurun ağırlığı, suçun işleniş şekli, güdülen amaç ve saik ile daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasına mahkum edilmiş olma gibi hususlar nazara alınmaktadır.
Çocuk Koruma Kanunu'nun 4. Maddesi ile çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlere ve hapis cezasına son çare olarak başvurulması ilkesi benimsenmiştir. Aynı kanunun 5 ve 11. maddelerinde ise ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanabileceği düzenlenmiştir. 2026 yılında eklenen 5/A maddesiyle sosyal ve toplumsal hizmetler, dijital risklerden korunma, kitap ve kütüphane faaliyetleri, çevreye saygı ve bağımlılıkla mücadele gibi yönlendirme tedbirleri de bu tedbirler arasına ve dolayısı ile hukuk sistemine dahil edilmiştir.
Çocuklar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamalarında da özel hükümler bulunmaktadır. Çocuk Koruma Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca, kanuni şartların gerçekleşmesi halinde kamu davasının açılması üç yıl süreyle ertelenebilmektedir. Aynı Kanun'un 21. maddesinde, on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiiller nedeniyle tutuklama kararı verilmesi yasaklanmıştır. Kanunun 23. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinde çocuklar bakımından denetim süresi de yetişkinlerinkinde farklı olarak üç yıl olarak uygulanmakta, ayrıca uygun yönlendirme tedbirlerine karar verilebilmektedir. Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması halinde, zararın giderilmesi şartının aranmayabilmesi de çocuklara özgü düzenlemeler arasındadır.
Çocuğun kişisel ve sosyal özelliklerinin değerlendirilmesi de yargılamanın önemli bir parçasıdır. Çocuk Koruma Kanunu'nun 35. maddesinde 2026 yılında yapılan değişiklik on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu hale getirmiştir. On beş yaşını doldurmuş çocuklarda sosyal inceleme yaptırılmaması durumunda ise bunun gerekçesinin iddianamede veya kararda gösterilmesi gerekmektedir. Böylece yalnızca işlenen fiilin değil, çocuğun içinde bulunduğu koşulların da değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Çocuklara ilişkin ceza hükümleri, işlenen suçun karşılıksız kalmasını değil, ceza sorumluluğunun çocuğun yaşı ve gelişimiyle birlikte değerlendirilmesini öngörmektedir. Ancak son kanuni değişikliklerle birlikte özellikle ağır suçlarda yaş küçüklüğüne bağlı indirimlerin sınırlandırılabilmesi, çocuk ceza hukukunda koruma ilkesi ile cezai sorumluluk arasındaki dengenin toplumda tartışılmasına neden olmaktadır.
Bir çocuğu suça iten ne olabilir sorusunun cevabının aynı zamanda eğitim, bakım ve özen yükümlülüğü taşıyan kişilerin ihmallerinde de aramak gerekir kanaati ile geleceğe dair sorumluluğumuzu unutmamamızı dilerim.