Türkiye’nin daha güçlü ve müreffeh yarınlara ulaşması için önce güven duygusunu onarması gerekiyor. Ekonomide kalıcı istikrarın, siyasette itibarın ve toplumsal dayanışmanın temelinde bu duygu var. İnsanlar yarınından emin olmak, emeğinin karşılığını almak ve ülkesinin geleceğine umutla bakmak istiyor.

Çevremizdeki savaşlar, bölgesel gerilimler ve değişen ittifaklar, Türkiye açısından güvenliğin önemini artırıyor. Savunma sanayisinde atılan adımlar hepimiz için gurur kaynağı. Türkiye’nin kendi imkân ve kabiliyetlerini geliştirmesini, geleceğe daha güvenle bakmamızı sağlayan bir kazanım olarak görüyorum.

“Terörsüz Türkiye” hedefini de aynı çerçevede önemsiyorum. Terörün sona ermesi, huzurun güçlenmesi ve toplumsal dayanışmanın pekişmesi, ülkemizin geleceği bakımından büyük değer taşıyor. Bu hedefin bölgemizde barış ve istikrara da katkı sunmasını arzu ediyoruz.

Ancak ülkenin geleceğine duyulan güvenin, vatandaşın günlük hayatında da bir karşılığı olmalı. Sofrasında, iş yerinde, çocuğunun eğitiminde ve ay sonu hesabında…

Geçim sıkıntısının gölgesinde güven

Emekli, memur ve asgari ücretli için ekonominin gerçek ölçüsü, gelirinin ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabildiğidir. Kirasını öderken, alışverişini yaparken, çocuğunun okul masrafını karşılarken zorlanan insanın geleceğe umutla bakmasını yalnızca güzel sözlerle sağlayamayız.

Esnafın meselesi de farklı değil. Dükkânını açık tutmaya çalışan, vergi ve prim borçlarının yükünü hisseden, tahsilat ve ödeme dengesini kurmakta zorlanan işletmelerin sürdürülebilir çözümlere ihtiyacı var. Borç ve haciz baskısı altındaki bir esnaftan yeni yatırım yapmasını, istihdamını artırmasını beklerken içinde bulunduğu şartları görmeliyiz.

Eğitimde ve çocuklarımızın güvenliğinde de aynı sorumlulukla hareket etmek zorundayız. Okullarda yaşanan üzücü olayları yalnızca güvenlik tedbirleriyle ele almak yeterli olmaz. Aileyi destekleyen, öğretmeni güçlendiren ve çocuğun gelişimini merkeze alan bir yaklaşım gerekiyor. Geçim kaygısıyla yorulan ailelerin yükünü hafifletmek de bu sorumluluğun bir parçasıdır.

Bütün bu sorunları tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Fakat çözüm üretme kapasitemizi doğrudan etkileyen ortak bir mesele var: Güven duygusunun zedelenmesi.

Ekonomik istikrar güvenle güçlenir

Yatırımcı önünü görmek, üretici maliyetini hesaplayabilmek, çalışan gelirinin değerini koruyacağına inanmak ister. Ekonomik kararların öngörülebilir olduğu, kuralların tutarlılıkla uygulandığı ve kurumlara güven duyulduğu bir ortam, uzun vadeli plan yapmayı kolaylaştırır.

Bu nedenle ekonomide güveni yalnızca piyasalardaki hareketlerle ölçemeyiz. Küçük esnafın gelecek ay dükkânını açabileceğine inanması da bir güven meselesidir. Bir gencin, emeği ve yeteneğiyle iş bulabileceğini düşünmesi de…

Enerji, ulaşım, ticaret ve savunma alanlarında yapılan yatırımların vatandaşın refahına yansımasını istiyoruz. Bunun yolu, ekonomik politikalarla günlük hayat arasında güçlü bir bağ kurmaktan geçiyor. İnsanlar açıklanan hedefleri kendi yaşamlarında hissedebildikleri ölçüde geleceğe daha güvenle bakacaktır.

Liyakat olmadan güven kalıcı olmaz

Toplum siyasete ve siyasetçiye güvenmek istiyor. Verilen sözlerin karşılığını görmek, sorunlarının duyulduğunu bilmek ve kararların ortak yarar gözetilerek alındığına inanmak istiyor. Bu beklentinin karşılığı, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıdır.

Görevlerin ehil ellere teslim edilmesi de bu anlayışın vazgeçilmez şartıdır. Bilgisi, tecrübesi ve liyakatiyle sorumluluk üstlenebilecek insanların önünü açmalıyız. Siyasi yakınlığın yeterliliğin önüne geçtiği algısı, yalnızca kurumlara duyulan güveni sarsmaz; çalışarak ilerlemek isteyen insanların umudunu da zedeler.

İç cephemiz güçlü olmalı. Ancak bu gücü yalnızca güvenlik başlığı altında değerlendiremeyiz. Geçimini sağlayabilen, adalete güvenen ve çocuğunun geleceği için umut taşıyan vatandaş, toplumsal dayanışmanın en sağlam dayanağıdır.

Farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz. Ülkenin sorunlarına farklı çözümler de önerebiliriz. Esas olan, bu farklılıkları birbirimizi tüketen kavgalara dönüştürmeden ortak geleceğimiz için çalışabilmektir.

Türkiye’nin insanına, üretme gücüne ve imkânlarına inanıyorum. İhtiyacımız olan, bu potansiyeli doğru politikalarla ve ehil kadrolarla harekete geçirmek; vatandaşın devlete, kurumlara ve yarınlarına duyduğu güveni güçlendirmektir.

Güven, bütün sorunları kendiliğinden çözmez. Ama kalıcı çözümlerin toplumsal karşılık bulmasını sağlar. Daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye için istikrara açılan kapının anahtarı, güveni yeniden inşa etmektir.