Ekonominin dar boğazdan geçtiği, esnafın ayakta kalma mücadelesi verdiği, üreticinin finansmana ulaşmakta zorlandığı bir dönemde hükümetin hazırladığı “Yatırım Teşvik Paketi” komisyondan geçerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşındı. Paket, ilk bakışta yatırımcıyı destekleyen, üretimi teşvik eden ve ekonomiye nefes aldırmayı hedefleyen düzenlemeler bütünü gibi sunuluyor. Ancak maddelerin detayına inildiğinde ortaya çıkan tablo, ekonomik sorunlara kalıcı çözüm üretmekten çok, mevcut sıkıntıları ötelemeye yönelik bir “makyaj çalışması” görüntüsü veriyor.
Pakette yer alan düzenlemeler arasında; yurt dışı ve yurt içi varlıkların ekonomiye kazandırılması, kamu alacaklarında tecil sürelerinin uzatılması, ihracat gelirlerinde vergi avantajları, teknogirişimlere yönelik teşvikler ve İstanbul Finans Merkezi’ne sağlanan desteklerin süresinin uzatılması gibi önemli başlıklar bulunuyor. İlk bakışta oldukça kapsamlı görünen bu maddeler, uygulama boyutunda ciddi soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Özellikle yurt dışındaki altın, döviz ve çeşitli finansal varlıkların Türkiye’ye getirilmesine ilişkin düzenleme dikkat çekiyor. Buna göre söz konusu varlıkların banka veya finans kuruluşları aracılığıyla ülkeye transfer edilmesi halinde kaynağı sorgulanmayacak ve vergi incelemesi yapılmayacak. Teknik adı ne olursa olsun, kamuoyunda bunun “örtülü vergi affı” olarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Çünkü yıllardır tüm yükümlülüklerini yerine getiren yerli mükellef ile kayıt dışı kaynaklarını sisteme sokan kişi aynı noktada buluşturulmaktadır. Bu durum ise vergide adalet ilkesini zedelemektedir.
Bir başka tartışmalı düzenleme ise yurt dışı kazançlara getirilen 20 yıllık gelir vergisi istisnası. Son üç yıldır Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı şirketlerin Türkiye’de faaliyet göstermeleri durumunda, yurt dışındaki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançların yüzde 100’ünün uzun yıllar boyunca vergiden muaf tutulması planlanıyor. Elbette yabancı sermaye önemlidir; ancak kendi ülkesindeki esnaf vergi yükü altında ezilirken yabancı yatırımcıya sağlanan geniş ayrıcalıklar toplumda ekonomik eşitsizlik algısını daha da büyütmektedir.
Paketin en çok dikkat çeken başlıklarından biri de kamu borçlarının tecil süresinin uzatılması oldu. Düzenlemeye göre mevcutta 18 taksit ve 36 aya kadar yapılandırılabilen kamu borçları, belirli şartlarla 36 taksit ve 72 aya kadar uzatılabilecek. İlk duyulduğunda bu düzenleme esnaf için önemli bir rahatlama gibi görünüyor. Ancak detaylara bakıldığında işin hiç de öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü mükelleflerin bu haktan yararlanabilmesi için ödeme güçlüğü içinde olduklarını mali tablolarla ispat etmeleri gerekiyor. Ayrıca 1 milyon liraya kadar olan borçlar için teminatsız yapılandırma imkanı tanınsa da bu rakamın üzerindeki borçlar için teminat şartı devam ediyor.
Dahası, yapılandırmada faizlerin silinmesi gibi bir durum söz konusu değil. Aksine, ödeme süresi uzadıkça tecil faizleri de büyüyor. Yani bugün 36 ayda borcunu ödeyemeyen işletme için 72 ay vadeli yeni sistem, yalnızca daha uzun süre faiz yükü taşımak anlamına geliyor. Bu nedenle birçok işletme açısından sistem çözüm değil, yalnızca borcun ertelenmesinden ibaret kalıyor. Mevcut ekonomik koşullarda bırakın yapılandırmaya başvurmayı, işletmelerin büyük kısmı günlük nakit akışını dahi sürdüremiyor.
Bugün Türkiye’de esnaf, sanatkar ve üretici ciddi bir hayatta kalma savaşı veriyor. Artan maliyetler, düşen alım gücü, yüksek finansman giderleri ve ağır vergi yükü nedeniyle birçok işletme ya küçülüyor ya da kapanma noktasına geliyor. Hacizler sıradan hale gelirken, üretim ve istihdam kapasitesi her geçen gün daha da zayıflıyor. Böyle bir tabloda ekonomik kalkınmanın yalnızca vergi tahsilatı ve cezalar üzerinden sağlanabileceğini düşünmek gerçekçi değildir.
Devletin yabancı yatırımcıya sunduğu anlayış ve toleransın, bu ülkenin gerçek üreticisine ve vergi mükellefine de gösterilmesi gerekiyor. Çünkü ekonomiyi ayakta tutan temel unsur yalnızca sıcak para değil; üretim, istihdam ve sürdürülebilir ticarettir. Esnafın bütçesi rahatlatılmadan, sanayicinin üzerindeki yük hafifletilmeden ve üreticinin finansmana erişimi kolaylaştırılmadan ekonomik toparlanmanın sağlanması oldukça güç görünüyor.
Bu nedenle Meclis gündemine gelen teşvik paketinin, yalnızca kağıt üzerinde kalan düzenlemelerden ibaret olmaması için ciddi revizyonlara ihtiyaç duyduğu açıkça ortadadır. Gerçek anlamda bir yapılandırma; ödenebilir taksitler, makul faiz oranları ve mükellef-devlet barışını yeniden tesis edecek düzenlemelerle mümkün olabilir. Aksi halde bu paket, ekonomik sorunları çözmek yerine yalnızca bir süre daha öteleyen geçici bir uygulama olarak tarihe geçecektir.