Kişinin kendi bedenini nasıl gördüğü, beslenme davranışlarına da yansıyabiliyor. Özellikle bedeninden memnun olmayan kişiler, hızlı kilo verme isteğiyle günlük beslenmelerine oldukça katı sınırlar koyabiliyor. İlk etapta kontrol hissi veren bu yaklaşım, zaman içinde açlık ve yoksunluk duygusunun yanı sıra psikolojik baskıyı da artırabiliyor.
Diyetisyen Zeliha Ateş, Türkinform muhabiri Pelin Zengin’in sorularını yanıtlayarak beden algısı ile yeme davranışı arasındaki ilişkiyi değerlendirdi.
KENDİNİ BEĞENMEMEK TEK BAŞINA KİLO ALDIRMIYOR
Kişinin kendisini beğenmemesi, tek başına kilo artışının doğrudan nedeni olarak değerlendirilmiyor. Ancak Zeliha Ateş’e göre bedeninden sürekli memnuniyetsizlik duyan kişinin zihninde “bir an önce kilo vermeliyim” düşüncesi güçlenebiliyor.
Bu düşünce, beslenme üzerinde aşırı kontrol kurmaya kadar ilerleyebiliyor. Gün içerisinde ne yiyeceğine çok katı sınırlar koyan, öğünlerini fazla kısıtlayan veya bazı yiyecekleri tamamen yasaklayan kişi, bir süre sonra bu düzeni sürdürmekte zorlanabiliyor.
AŞIRI KISITLAMA TERSİNE DÖNEBİLİYOR
Diyetisyen Zeliha Ateş, uzun süre devam eden kısıtlayıcı beslenmenin kişide açlık ve yoksunluk hissini artırabileceğine dikkat çekiyor. Buna psikolojik baskı da eklendiğinde, başlangıçta kilo vermek amacıyla oluşturulan kuralların tam tersine kontrolsüz yeme davranışı ortaya çıkabiliyor.
Burada yalnızca fiziksel açlık değil, kişinin kendisine uyguladığı baskı da önem taşıyor. “Diyetimi bozmamalıyım” düşüncesinin yoğunlaşması, yasaklanan yiyeceklere yönelik isteği artırabiliyor. Kontrolün kaybedildiği düşünülen anların ardından ise suçluluk ve pişmanlık duyguları devreye girebiliyor.

BEDEN MEMNUNİYETSİZLİĞİ DUYGUSAL YÜKÜ ARTIRIYOR
Bedeninden duyulan memnuniyetsizlik yalnızca beslenme düzenini değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de etkileyebiliyor. Zeliha Ateş, sürekli kilo ve görünüm odaklı düşünmenin suçluluk, utanç ve stres gibi olumsuz duyguları da artırabileceği bir sürece işaret ediyor.
Bu nedenle bazı kişilerde birbirini besleyen bir döngü ortaya çıkabiliyor: Bedenini beğenmeme, daha fazla kısıtlama, kontrolü kaybetme, suçluluk hissetme ve ardından yeniden daha katı bir diyet uygulama.
ASIL MESELE SADECE KİLO DEĞİL
Diyetisyen Zeliha Ateş’in değerlendirmesinde öne çıkan nokta, konunun yalnızca tartıdaki rakamdan ibaret olmaması. Kişinin kilosuna yönelik kaygısı kadar, kendi bedeniyle kurduğu ilişkinin ve beslenme davranışlarını hangi düşünce ve duyguların yönlendirdiğinin de önem taşıdığı görülüyor.
Kilo verme amacıyla sürekli daha fazla kısıtlamaya gitmek yerine, kişinin bedenine yönelik bakışını ve yeme davranışlarını birlikte değerlendirmesi, bu kısır döngünün anlaşılması açısından önem taşıyor.




