Terapiye başvuran kişi ilk seansa çoğunlukla hazır bir beklentiyle geliyor. Psikolog Sudenur Savaş, o beklentinin genellikle hızlı ve somut bir çözüm üzerine kurulduğunu aktardı.
"İlk seansa başvuran danışanlar genellikle semptom odaklı, hızlı ve somut bir müdahale beklentisiyle sürece dahil olurlar" dedi.
Beklentinin içeriğini de tarif etti. Savaş'a göre danışanlar terapistin doğrudan yönlendirme yapacağı, hayatlarındaki krizlere dair kesin kararlar vereceği ya da kısa sürede semptomları ortadan kaldıracağı inancıyla gelebiliyor.
"TERAPİST TAVSİYE VEREN KİŞİ DEĞİL"
Savaş, en sık karşılaştığı yanlış bilgiyi ise tek cümlede topladı.
"Terapi hakkında en sık karşılaşılan yanlış bilgi ise terapistin tavsiye veren, doğruyu yanlışı söyleyen biri olduğu ve terapinin pasif bir iyileşme süreci sunduğu inancıdır."
UNVANLAR NEYİ ANLATIYOR?
Kamuoyundaki bir başka karışıklık unvanlarda yaşanıyor. Savaş, kafa karışıklığını haklı bulduğunu belirterek ayrımı anlattı.
"En basit haliyle psikoloji lisansını bitirenler psikolog unvanı alırken, klinik psikoloji yüksek lisansını bitirenler klinik psikolog unvanı alırlar."
Klinik psikologların ek olarak hangi yetkinliği kazandığını da açıkladı. "Klinik psikologlar lisans eğitimleri üzerine aldığı uzmanlık eğitimi ve süpervizyon süreciyle psikopatolojiyi anlama, klinik formülasyon çıkarma ve kanıta dayalı ekollerle psikoterapi uygulama yetkinliğine sahiptir."
Savaş, halen klinik psikoloji alanında tezli yüksek lisans eğitimini sürdürüyor. Mesleki çalışmalarını çocuk gelişimi, ebeveynlik süreçleri ve aile sistemleri üzerine yapılandırdığını aktardı. Çalışma alanını da aynı üç başlıkla tanımladı.
Çocuk ve ergen çalışmalarında ailenin sürece dahil edilmesini şart olarak gördüğünü de belirtti.
OKUL DÖNEMİNDE İLK TABLO AYRILIK KAYGISI
Eylül ve ekim aylarında poliklinik tablosu değişiyor. Psikolog, anaokulu ortamında yaptığı ebeveyn görüşmelerinde üç başlıkla sık karşılaştığını söyledi.
Ayrılık kaygısı, sınır koyma zorlukları ve yeni bir rutine adaptasyon sorunları en sık görülen tablolar arasında yer alıyor. Üçü de okulun ilk haftalarında yoğunlaşıyor. Psikoloğun aktarımına göre tabloların ortak noktası değişen düzene uyum başlığında toplanıyor.
Belirtilerin nasıl ortaya çıktığını da tarif etti. "Özellikle okul öncesi ve ilkokul 1. sınıfa başlayan çocuklarda sabah vedalaşmaları krizlere, karın ağrılarına ve yoğun ağlama nöbetlerine dönüşebiliyor."
Ailelerin ilk sorusu da hep aynı oluyor. Savaş'a göre kapıyı çalan velinin cümlesi genellikle "Okula bırakırken arkamdan ağlıyor, ne yapmalıyım" biçiminde kuruluyor.
KAYGI ÇİFT TARAFLI İŞLİYOR
Sahadaki en dikkat çekici gözlemi ise kaygının kaynağına dair. Psikolog, ayrılık kaygısının yalnızca çocukta aranmaması gerektiğini vurguladı.
"Sahadaki ebeveyn görüşmelerinde en sık rastlanan dinamiklerden biri, ayrılık kaygısının aslında çift taraflı olması."
Mekanizmayı da açıkladı. "Ebeveyn kendi kaygısını regüle edemediğinde çocuk da okulu güvensiz bir alan olarak kodluyor."
YAZ RUTİNİ BİR ANDA KATILAŞIYOR
Dönemin ikinci çatışma başlığı günlük düzen. Savaş, yaz boyunca esneyen ekran sürelerinin ve uyku saatlerinin okulun başlamasıyla bir anda katı kurallarla kısıtlanmaya çalışıldığını aktardı.
Sonucun yaş gruplarına göre farklı biçimde göründüğünü belirtti. Ergenlerde öfke patlamaları ve içe kapanma öne çıkıyor. Küçük yaş gruplarında ise inatlaşmalar tam da bu dönemde tırmanıyor.
Ailelerin ikinci sorusu da buradan doğuyor. Psikoloğa göre veliler çatışmayı yönetmekte zorlanıp sınırların nasıl konacağını soruyor.
TERAPİYİ GECİKTİREN ASIL ENGEL NEDİR?
Yetişkin tarafında tablo farklı işliyor. Savaş, çocukların genellikle aile ya da okul sisteminin yönlendirmesiyle sürece dahil olduğunu, yetişkinlerde ise kararın bireysel farkındalık ve içsel motivasyonla şekillendiğini anlattı.
Geciktiren etkenleri de sıraladı. "Yetişkinlerin profesyonel destek almasını geciktiren en temel engellerin başında toplumsal damgalanma, çevresel baskılar ve sürecin ifşa olma korkusu gelir."
Algının nasıl kurulduğunu da aktardı. Psikoloğa göre birçok birey terapiye başvurmayı güçsüzlük, başarısızlık ya da yetersizlik göstergesi olarak yorumlayabiliyor.
Direncin kırılmasındaki ilk adımı ise terapinin sınırlarının, etik çerçevesinin ve gizlilik ilkelerinin doğru biçimde aktarılması olarak tanımladı.
Bir yanılgıya daha dikkat çekti. Savaş, terapinin yalnızca belirgin bir psikopatoloji, kriz anı ya da klinik tanı varlığında gerekli görülmesini kritik bir hata olarak değerlendirdi.
"Terapi süreci, mevcut semptomların hafifletilmesini hedeflediği kadar bireyin psikolojik iyi oluş halini koruma, içgörü kazanma ve öz farkındalık geliştirme süreçlerinde de koruyucu ve önleyici bir işleve sahiptir."
Başvuru ölçütünün nasıl kurulması gerektiğini de söyledi. "İşlevselliğin tamamen bozulmasını beklemek yerine, yaşam kalitesini artırma motivasyonunu temel bir başvuru kriteri olarak ele almak gerekir."




