Akaryakıt ihracatına süresiz yasak!
Akaryakıt ihracatına süresiz yasak!
İçeriği Görüntüle

Dünyanın en büyük ikinci tuz gölü olma özelliğini taşıyan ve yöre halkı tarafından uçsuz bucaksız yapısı nedeniyle "Urmiye Denizi" olarak anılan Urmiye Gölü, yeni bir çevresel tartışmanın merkezinde yer alıyor. Gölün en hayati su kaynaklarından biri kabul edilen Baranduz Çayı üzerine yeni bir baraj inşa edilmesi yönündeki teklif, bölgedeki tarımsal kalkınmayı savunan siyasiler ile doğal ekosistemi korumaya çalışan bilim insanlarını bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Son yirmi yıl içinde su seviyesinde dramatik bir düşüş yaşayan ve yok olma tehlikesiyle mücadele eden göl, söz konusu projenin hayata geçirilmesi ihtimaliyle birlikte yeniden ülke ve dünya gündemine oturdu.

MECLİS GÜNDEMİNDE YENİ BARAJ TARTIŞMASI

İran Parlamentosu Urmiye Milletvekili Seyyid Salman Zakir, Baranduz Çayı üzerinde yeni bir baraj inşa edilmesi talebini yakın zamanda yeniden meclis kürsüsüne taşıdı. Zakir ve projeyi destekleyen kesimler, bölgedeki tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği ve su ihtiyacının karşılanması adına bu yatırımın kritik bir öneme sahip olduğunu savunuyor.

Tarım sektörünün bölge ekonomisi için taşıdığı değere dikkat çeken Milletvekili Zakir, baraj inşaatına yönelik çalışmaların zaman kaybedilmeden başlatılmasını talep etti. Ancak tarımsal üretimi artırma hedefiyle atılan bu adım, çevre aktivistleri ve akademisyenler tarafından gölün ölüm fermanı olarak nitelendiriliyor.

Urmiye Gölü1

EKOLOJİ UZMANLARINDAN PROJEYE KESİN İTİRAZ

Bilim insanları ve çevre uzmanları, Baranduz Çayı'nın özellikle kurak geçen yaz aylarında Urmiye Gölü'ne can suyu taşıyan en düzenli kaynaklardan biri olduğunun altını çiziyor. Uzmanlara göre, halihazırda kritik su seviyelerinde olan gölü besleyen bu nehrin önünün yeni bir barajla kesilmesi, gölü kurtarmaya yönelik tüm restorasyon çalışmalarını geri dönülemez bir biçimde boşa çıkaracak.

Konuya ilişkin resmi ve net bir değerlendirmede bulunan Doğu Azerbaycan Eyaleti Tarım ve Doğal Kaynaklar Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürü Ekolog Ahmet Bayburdi, durumun ciddiyetini şu sözlerle ifade etti: "Urmiye Denizi havzasında yeni barajların inşasını destekleyenler, bu eşsiz doğal mirasın tamamen yok olmasının doğrudan sorumluluğunu üstlenmektedir. Bugüne dek gölü besleyen nehirler üzerinde kurulan barajlar, yaşadığımız ekolojik krizin bu denli derinleşmesindeki en büyük faktördür."

URMİYE GÖLÜ NEDEN KURUMA TEHLİKESİ YAŞIYOR?

Tarihsel süreçte yerel halk olan Azerbaycan Türkleri tarafından "Deryaçe-yi Urmiye" olarak isimlendirilen bu devasa su kütlesi, litre başına 330 gramı bulan ve okyanusların yaklaşık 8 katına denk gelen yüksek tuzluluk oranıyla biliniyor. Eskiden büyük dalgalara ev sahipliği yapan bu doğal güzellik, son çeyrek asırda uygulanan su politikaları ve iklim değişiklikleri sebebiyle can çekişiyor.

Bölge halkının gözlemleri ve bilimsel veriler ışığında, gölün kuruma sürecini hızlandıran temel faktörler üç ana başlıkta toplanıyor:

1- HESAPSIZ BARAJLAŞMA POLİTİKALARI

Urmiye Gölü'nü besleyen ana nehirlerin ve kolları üzerinde bugüne kadar İran hükümeti tarafından inşa edilmiş 25 adet baraj bulunuyor. Suyun doğal akışını keserek göle ulaşmasını engelleyen bu yapılar, gölün mevcut kuruma krizinin bir numaralı müsebbibi olarak gösteriliyor.

2- GÖLÜ İKİYE BÖLEN KÖPRÜ VE YOL PROJESİ

Geçmiş yıllarda ulaşımı kısaltmak amacıyla gölün tam ortasından geçecek şekilde inşa edilen dolgu yol ve köprü, gölün doğal hidrolojik yapısına büyük bir darbe vurdu. Su akıntısını kuzey ve güney olarak ikiye bölen bu yapı, sirkülasyonu engellediği için özellikle gölün güney havzasındaki su kaybını trajik boyutlara ulaştırdı.

3- KAÇAK VE DERİN SU KUYULARI

Bölgedeki tarım arazilerini sulamak amacıyla havza genelinde kontrolsüzce açılan binlerce derin su kuyusu, gölü alttan besleyen yer altı su rezervlerini adeta sömürdü. Yer altı sularının tükenmesi, gölün kendi kendini yenileme kapasitesini tamamen ortadan kaldırdı.

Tüm bu mevcut sorunların üzerine, Baranduz Çayı üzerine yapılması planlanan yeni baraj projesinin, Urmiye Gölü'nü haritadan tamamen silecek son hamle olmasından büyük bir endişe duyuluyor. Yetkililerin tarımsal ihtiyaçlar ile ekolojik felaket riski arasında nasıl bir denge kuracağı ise bölge halkı ve uluslararası çevre örgütleri tarafından yakından takip ediliyor.

Kaynak: Kırım Haber Ajansı