Yoğurttan takviyelere, içeceklerden kozmetiğe kadar pek çok ürünün etiketinde artık probiyotik ibaresi yer alıyor. Biyolog ve Ar-Ge yöneticisi Çağla Tunçoğlu, bu ibarenin tek başına bir kalite ya da sağlık güvencesi olarak okunmaması gerektiğini belirtti.
"Bir mikroorganizmanın canlı olması veya iyi bakteri olarak tanımlanması, tek başına onu probiyotik yapmaz" dedi.
Bilimsel tanımı da aktardı. Tunçoğlu'na göre probiyotik, yeterli miktarda tüketildiğinde konakçıya sağlık yararı sağlayan canlı mikroorganizmaları ifade ediyor.
VATANDAŞIN BAKACAĞI ÜÇ ÖLÇÜT
Tanımın içinde üç ayrı koşul bulunuyor. Biyolog bu koşulları tek tek sıraladı.
"Mikroorganizmanın hangi tür ve suşa ait olduğu, yeterli miktarda canlı olarak tüketiciye ulaşıp ulaşmadığı ve söz konusu faydanın bilimsel olarak gösterilmiş olması."
Etikette aranması gereken bilgiyi de tarif etti. Tunçoğlu, ürünün üzerinde mikroorganizmanın yalnızca cinsinin değil, mümkünse tür ve suş bilgisinin bulunmasını önerdi.
Gerekçesini de açıkladı. "Aynı tür içerisindeki farklı suşların özellikleri ve gösterebildikleri etkiler birbirinden farklı olabilir."
Somut bir örnek de verdi. "Yalnızca Lactobacillus yazması oldukça genel bir bilgidir, hangi türün ve hangi suşun kullanıldığı çok daha anlamlıdır."
İkinci ölçüt canlı mikroorganizma miktarı. Biyolog, bu miktarın raf ömrü boyunca korunup korunmadığının da önemli olduğunu, saklama koşullarının ve kullanım önerilerinin dikkate alınması gerektiğini kaydetti.
Sık kullanılan bir pazarlama ifadesine de değindi. "Milyarlarca bakteri içeriyor ifadesi tek başına ürünün herkes için faydalı olacağı anlamına gelmez."
HERKESE İYİ GELEN TEK PROBİYOTİK YOK
Kişiden kişiye değişen bir tarafın bulunduğunu da vurguladı. Bağırsak mikrobiyotasının bireysel olduğunu, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının bu yapıyı etkilediğini anlattı.
"Bir kişide fayda gösteren belirli bir probiyotik suşun, başka bir kişide aynı etkiyi göstermesi beklenmeyebilir."
Doğru sorunun ne olduğunu da şöyle özetledi. Herkese iyi gelen tek bir probiyotik yaklaşımı yerine, hangi mikroorganizmanın hangi kişi ve hangi amaç için kullanılmasının anlamlı olduğu sorusunun öne çıktığını belirtti.
"Probiyotiklerde önemli olan yalnızca bakterinin iyi olması değil, doğru bakteriyle doğru faydayı hedeflemek."
YOĞURTTAN DETERJANA GÜNLÜK KARŞILIK
Mikrobiyal teknolojinin günlük hayattaki yeri de çoğu kişinin düşündüğünden geniş. Tunçoğlu, ürünün arkasındaki mikroorganizmanın genellikle fark edilmediğini söyledi.
Sofradaki örnekleri sıraladı. Yoğurt, kefir, peynir, ekmek ve sirke gibi ürünlerin mikroorganizmaların gerçekleştirdiği biyolojik süreçlerin sonucunda ortaya çıktığını, fermantasyonun bunun en eski örneklerinden biri olduğunu aktardı.
Temizlik ürünleri de aynı başlıkta. Çamaşır deterjanlarında kullanılan protein, yağ veya nişasta parçalayan enzimlerin önemli bölümünün mikroorganizmalar kullanılarak üretildiğini belirtti.
Liste tarım ve kozmetikle devam ediyor. Mikrobiyal gübreler, bitki gelişimini destekleyen ürünler ve biyolojik mücadele ürünleri tarım tarafında sayılıyor. Biyoloğun anlatımına göre aynı teknoloji gıda, sağlık ve çevre uygulamalarında da karşımıza çıkıyor.
Kozmetikte ise cilt bakım ürünlerinde kullanılan hyalüronik asit, bazı vitaminler ve cilt nemini destekleyen biyolojik moleküllerin mikrobiyal üretim teknolojileriyle elde edilebildiğini kaydetti.
Mikroorganizmaları nasıl tanımladığını da anlattı. "Mikroorganizmaları küçük birer biyolojik üretim fabrikası gibi düşünebiliriz."
Yaygın bir algıya da itiraz etti. "Mikroorganizmalar sadece hastalıklarla ilişkilendirilmemeli. Doğru mikroorganizmayı, doğru koşullarda ve doğru amaçla kullandığımızda gıda üreten, çevreyi temizleyen, tarıma katkı sağlayan çok güçlü bir biyolojik araç haline geliyor."
LABORATUVARDAN RAFA UZUN BİR YOL
Bir mikroorganizmanın ürüne dönüşmesi ise çok aşamalı bir süreç. Biyolog, işin laboratuvarda başlayıp orada bitmediğini anlattı.
İlk aşamada doğru mikroorganizmanın seçilmesi ve istenen özelliğin belirlenmesi gerekiyor. Ardından laboratuvar ortamında bu özelliğin doğrulanması, güvenilirlik ve stabilitenin değerlendirilmesi, uygun üretim koşullarının geliştirilmesi ve küçük ölçekten büyük ölçeğe geçiş çalışmaları geliyor.
Sonraki halkada formülasyon, raf ömrü, depolama koşulları, kalite kriterleri ve analizler belirleniyor. Kullanım alanına göre etkinlik ve güvenlilik çalışmaları ile mevzuat ve izin süreçleri tamamlanıyor. Üretim prosesinin tekrarlanabilir hale getirilmesi de aynı listede yer alıyor.
Süre konusunda tek bir rakam vermedi. Ürünün türüne, kullanılan mikroorganizmaya, hedef pazara ve doğrulama süreçlerine göre değiştiğini belirtti.
"Bazı projeler birkaç ay içerisinde belirli bir prototip aşamasına gelebilirken, yeni bir mikrobiyal ürünün geliştirilmesi ve ticarileşmesi birkaç yılı bulabiliyor."
Kendi işini de bir benzetmeyle tarif etti. "Ben Ar-Ge sürecini biraz bir köprü gibi görüyorum. Bir tarafta laboratuvardaki bilimsel keşif, diğer tarafta tüketicinin eline geçen gerçek bir ürün var."
BEŞ YIL SONRASI İÇİN BEKLENTİ
Önümüzdeki dönemde tüketicinin hayatına girecek değişikliği de değerlendirdi. Tunçoğlu'na göre asıl yansıma ürünün adında değil içeriğinde görülecek.
Tarımda kimyasal girdilerin azaltılmasına, gıdaların daha uzun süre korunmasına ve atıkların biyolojik olarak değerlendirilmesine katkı sağlanabildiğini aktardı. Daha az kimyasal girdi, daha az atık ve daha düşük kaynak tüketiminin önümüzdeki dönemde öne çıkacağını belirtti. Tüketicinin bir ürünün yalnızca işe yarayıp yaramadığıyla değil, nasıl üretildiğiyle de ilgilendiğini kaydetti.
Beklentisini ise şöyle özetledi. "Tüketici belki aldığı ürünün üzerinde mikrobiyal teknoloji ifadesini her zaman görmeyecek. Ancak daha temiz içerikli, doğa dostu, daha uzun ömürlü ve çevresel etkisi daha düşük ürünlerle mikrobiyal teknolojinin sonuçlarını günlük hayatında daha fazla hissetmeye başlayacak."




