Konuyu Türkinform’a değerlendiren psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Oğuz Doğan, kirli havada bulunan ince partikül maddelerin yalnızca akciğerlere değil, dolaşım sistemi aracılığıyla beyne de ulaşabildiğini söylüyor. Doğan, bu durumda beyinde meydana gelen düşük düzeyli ancak sürekli iltihabi süreçlerin ise ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtiyor.
Son yıllarda yayımlanan çok sayıda araştırmanın hava kirliliği ile depresif belirtiler arasında anlamlı ilişkiler bulduğunu ortaya koyduğunu hatırlatan Doğan, özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve uzun yıllar yoğun trafik kaynaklı hava kirliliğine maruz kalan bireylerde depresyon belirtilerinin daha sık görüldüğüne dikkat çekiyor. Doğan, bunun tek başına neden-sonuç ilişkisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, ancak önemli bir risk faktörü olarak göz önünde bulundurulmasının gerektiğini vurguluyor.
KAYGI VE STRES ARTIYOR
Araştırmalar, hava kalitesinin düştüğü günlerde insanların kendilerini daha huzursuz, yorgun ve stresli hissedebildiklerini gösteriyor. Uzmanlara göre kirli hava nedeniyle vücutta oluşan biyolojik stres tepkileri, psikolojik stres mekanizmalarını da etkileyebiliyor. Bu durum özellikle anksiyete bozukluğu olan bireylerde belirtilerin daha belirgin hissedilmesine yol açabiliyor.
Çocuklar ve gelişim çağındaki bireylerin hava kirliliğinden daha fazla etkilenebileceğinin altını çizen Doğan, çocukların sinir sisteminin gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli kirli hava maruziyetinin dikkat eksikliği, öğrenme güçlükleri ve davranışsal sorunlarla ilişkili olabileceğine yönelik bilimsel bulguların giderek arttığını ifade ediyor.
Özellikle okul çağındaki çocukların yoğun trafik bölgelerinde yaşaması veya eğitim görmesi durumunda riskin daha fazla olabileceği belirtiliyor.
Doğan, ruh sağlığını etkileyen önemli faktörlerden birinin de uyku olduğunun altını çizerek, hava kirliliğinin uyku kalitesini olumsuz etkileyebileceğini söylüyor. Burun ve solunum yollarında tahrişe yol açan kirleticiler, gece boyunca nefes almayı zorlaştırabiliyor. Bunun sonucunda uyku bölünmeleri artarken, kişinin dinlenmiş hissetmeden uyanma olasılığı yükseliyor.
Yetersiz ve kalitesiz uyku ise depresyon, anksiyete ve duygu durum bozuklukları için önemli bir risk faktörü olarak kabul ediliyor.
NE YAPMALI?
Prof. Dr. Doğan, hava kirliliğinin tamamen önüne geçmenin bireysel olarak mümkün olmadığını, ancak maruziyeti azaltmanın önemli olduğunun altını çizerek şu önerilerde bulunuyor:
-Hava kalitesi ölçümlerinin takip edilmesi.
-Kirliliğin yoğun olduğu günlerde açık havada geçirilen sürenin azaltılması.
-Yoğun trafik bölgelerinde uzun süre bulunulmaması.
-Ev ve iş yerlerinde uygun havalandırma sağlanması.
-Yeşil alanlarda vakit geçirilmesi.
-Düzenli fiziksel aktivite yapılması.
-Kaliteli uyku alışkanlıklarının geliştirilmesi.




