Birinden hoşlandığımızda kalbin hızlanması, telefonu sık sık kontrol etmek, karşı tarafın davranışlarını sürekli analiz etmek ya da “Beni gerçekten istiyor mu?” sorusunu zihinde tekrar tekrar çevirmek oldukça yoğun bir deneyim yaratabiliyor.

Ancak İnsan Tanıma Yöntemleri Uzmanı Dr. Murat Kaplan’a göre bu yoğunluk her zaman yalnızca romantik çekimden kaynaklanmıyor. Kaygı, belirsizlik ve heyecan da benzer bedensel belirtiler oluşturabildiği için kişi yaşadığı duyguyu “kimya” veya “aşk” olarak yorumlayabiliyor.

KAYGI VE ÇEKİM BENZER HİSSETTİREBİLİYOR

Kaplan, romantik ilişkilerde kaygı ile çekimin zaman zaman birbirine benzeyen fiziksel tepkiler oluşturduğunu belirtiyor.

Kalp çarpıntısı, dikkatin artması, midede hareketlilik, telefonu sık sık kontrol etme ve karşı tarafın davranışlarını sürekli analiz etme gibi durumlar kişinin yaşadığı yoğunluğu artırabiliyor.

Ancak Kaplan’a göre burada önemli olan, bu yoğunluğun kaynağını doğru değerlendirebilmek.

“Bütün bunlar çok yoğun hissedilebilir. Ve yoğunluk kolayca ‘kimya’ olarak yorumlanabilir.”

“YANINDA ÇOK HEYECANLANIYORUM, DEMEK Kİ DOĞRU KİŞİ” HER ZAMAN DOĞRU DEĞİL

Kaplan, kişinin yaşadığı fizyolojik uyarılmanın kaynağını yanlış yorumlamasının mümkün olduğunu belirtiyor.

Bluetooth kulaklığın tek tarafı neden çalışmıyor?
Bluetooth kulaklığın tek tarafı neden çalışmıyor?
İçeriği Görüntüle

Bu nedenle yalnızca birinin yanında yoğun heyecan yaşamak, o kişinin mutlaka “doğru kişi” olduğu anlamına gelmeyebilir.

Kaplan, bunu şu sözlerle ifade ediyor:

“‘Yanında çok heyecanlanıyorum, demek ki doğru kişi’ sonucu her zaman doğru olmayabilir.”

Ask Mesajlari

HUZUR GELİNCE AŞK BİTMİŞ OLMAYABİLİR

İlişkinin ilk dönemlerinde belirsizlik, merak ve karşılık görüp görmeyeceğini bilememe yüksek bir heyecan yaratabiliyor. Ancak ilişki ilerledikçe kişi karşı tarafı daha iyi tanıyor ve ilişkinin seyri daha öngörülebilir hale geliyor.

Kaplan, bu noktada yaşanan heyecan azalmasının her zaman romantik ilginin bittiği anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Bazen kişinin belirsizliğin azalmasını “aşk azaldı” şeklinde yorumlayabildiğini belirtiyor.

İLK DÖNEMDE “BENİ İSTİYOR MU?”, SONRA “YANINDA KENDİM OLABİLİYOR MUYUM?”

Kaplan, ilişkinin başlangıç dönemiyle daha güvenli hale geldiği dönem arasındaki farkı da dikkat çekici örneklerle anlatıyor.

İlk dönemde kişi “Beni istiyor mu?”, “Beni seçecek mi?” ve “Ne olacak?” gibi sorulara odaklanırken, ilişki ilerledikçe “Onun yanında kendim olabiliyor muyum?”, “Birbirimizi gerçekten anlayabiliyor muyuz?” ve “Birlikte ne inşa edebiliriz?” soruları öne çıkabiliyor.

İlk dönemin daha yüksek uyarılma yaratabildiğini belirten Kaplan, sonraki dönemin ise daha fazla güven, yakınlık ve istikrar içerebileceğini ifade ediyor.

aşkkkkk

KALBİN HIZLI ATMASI İLİŞKİNİN KALİTESİNİ ÖLÇMÜYOR

Kaplan’a göre modern ilişkilerde yapılan hatalardan biri, ilişkinin başındaki yoğunluğu aşkın temel ölçütü gibi görmek.

Oysa ilişkinin zamanla sakinleşmesi her zaman duygunun azalması anlamına gelmiyor. Bazen yüksek heyecanın yerini güven ve yakınlık alıyor.

Kaplan’ın ifadesiyle:

“Kalbin hızlı atması ilişkinin kalitesini ölçen bir cihaz değildir.”

Bu nedenle kişinin kendisine yalnızca “Ne kadar heyecanlanıyorum?” sorusunu değil, “Bu kişinin yanında nasıl hissediyorum?”, “Heyecanımın içinde güven de var mı?” sorularını da yöneltmesi, yaşadığı duyguyu anlamlandırmada daha açıklayıcı olabilir.

Muhabir: SUDE COŞGUN