Bilim insanlarının yayımladığı son araştırma, karaciğer yağlanmasının küresel ölçekte giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü ortaya koydu. The Lancet Gastroenterology & Hepatology dergisinde yayımlanan projeksiyona göre, 2023 yılında yaklaşık 1,3 milyar kişide görülen metabolik kaynaklı karaciğer yağlanmasının, 2050 yılında yaklaşık 1,8 milyar kişiyi etkilemesi bekleniyor. Araştırmaya göre son 30 yılda hastalık görülme sıklığı yaklaşık üç kat arttı.
Uzmanlar, obezite, diyabet, insülin direnci ve hareketsiz yaşamın bu artışın en önemli nedenleri arasında yer aldığını belirtirken, hastalığın artık yalnızca yetişkinleri değil çocukları da tehdit ettiğine dikkat çekiyor.
Konuyu TÜRKİNFORM'a değerlendiren İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Arif Akkan, karaciğer yağlanmasının uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebildiğini ve bu nedenle "sessiz salgın" olarak nitelendirildiğini söyledi.

"KARACİĞER YAĞLANMASI ARTIK SADECE YETİŞKİNLERİN SORUNU DEĞİL"
Son yıllarda çocuklarda da karaciğer yağlanmasının giderek daha sık görüldüğünü belirten Akkan, "Yüksek kalorili beslenme, hazır gıdalar, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi hastalıkların temelini oluşturabiliyor" dedi.
"ERKEN DÖNEMDE HİÇBİR BELİRTİ VERMEYEBİLİR"
Karaciğer yağlanmasının en tehlikeli yönlerinden birinin belirti vermeden ilerlemesi olduğunu vurgulayan Akkan, "Hastaların önemli bir kısmında erken dönemde herhangi bir şikâyet görülmüyor. Bu nedenle hastalık çoğu zaman rutin kan tahlilleri veya ultrason sırasında tesadüfen tespit ediliyor. Halsizlik, çabuk yorulma ve sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi gibi belirtiler ise genellikle göz ardı ediliyor" diye konuştu.
"OBEZİTE VE DİYABET EN BÜYÜK RİSK FAKTÖRLERİ"
Karaciğer yağlanmasının metabolik hastalıklarla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Akkan, "Obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve yüksek kolesterol hastalığın en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle bel çevresinde yağlanması olan bireylerin daha dikkatli olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
"TEDAVİ EDİLMEZSE SİROZA KADAR İLERLEYEBİLİR"
Karaciğer yağlanmasının basit bir yağ birikimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Akkan, "Bazı hastalarda bu süreç karaciğerde iltihaplanmaya, fibrozise yani sertleşmeye ve zamanla siroza kadar ilerleyebilir. İleri evrelerde karaciğer kanseri riski de artmaktadır. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor" dedi.
"TEDAVİNİN TEMELİ YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ"
Karaciğer yağlanmasının büyük ölçüde önlenebilir ve erken dönemde geri döndürülebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Akkan, "Kilo vermek, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenmek tedavinin temelini oluşturuyor. Özellikle Akdeniz tipi beslenme modeli, sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı bir diyet karaciğer sağlığını korumada önemli rol oynuyor" diye konuştu.
"DÜZENLİ KONTROLLER HAYAT KURTARABİLİR"
Risk grubunda bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirten Akkan, "İdeal kilonun korunması, fiziksel aktivitenin artırılması ve diyabet gibi metabolik hastalıkların kontrol altında tutulması karaciğer yağlanmasının önlenmesinde en etkili yöntemlerdir. Hastalık erken dönemde tespit edildiğinde büyük oranda geri döndürülebiliyor" değerlendirmesinde bulundu.






