Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Saadettin Kılıçkap, kanserin az bilinen erken belirtilerinden, geleneksel beslenme alışkanlıklarımızın yarattığı risklere ve teknolojik cihazların insan sağlığına olan gerçek etkilerine kadar merak edilen tüm soruları detaylarıyla Türkinform'a yanıtladı.
Kanserle mücadelede en önemli adımlardan biri, doğru bilgiye sahip olmak ve kulaktan dolma "şehir efsanelerinden" uzak durmaktır. Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü ve Kanser Enstitüsü'nde uzun yıllar öğretim üyeliği yapmış olan, son beş yıldır ise İstinye Üniversitesi kadrosunda Ankara'da tıbbi onkolog olarak görevine devam eden Prof. Dr. Saadettin Kılıçkap, bu konudaki kafa karışıklıklarını giderecek çok özel açıklamalarda bulundu. Kılıçkap toplumumuzda sıkça tüketilen gıdalardan, günlük hayatta elimizden düşürmediğimiz cihazlara kadar geniş bir yelpazede uyarılarda bulundu.

"HER KAŞINTI KANSER DEĞİLDİR AMA BAZI KANSERLER KAŞINTIYLA BAŞLAR"
Halk arasında sıkça dile getirilen ve endişe yaratan "kanser kaşıntıyla başlar" söylentisini değerlendiren Prof. Dr. Kılıçkap, bu bilginin doğruluk payı olduğunu ifade etti. Ancak kaşıntının kanser için mutlak ve değişmez bir erken bulgu olduğunu söylemenin maalesef söz konusu olmadığını da sözlerine ekledi. Kaşıntı ve kanser ilişkisinin detayları şu şekilde sıralandı:
Açıklanamayan kaşıntılar, bir lenf bezi kanseri türü olan Hodgkin Lenfoma'nın temel bulgularından biri olarak karşımıza çıkabilmektedir.
Özellikle safra yolları ve karaciğer tümörleri, ilk belirti olarak hastanın karşısına kaşıntıyla gelebilmektedir.
Karaciğere metastaz yapmış (sıçramış) herhangi bir tümör vakası da aynı şekilde kaşıntı şikayetiyle başvurabilmektedir.
Ciltten köken alan T-hücreli lösemi lenfomalar ve özellikle "Mukozis Fungoides" adı verilen bazı cilt tümörleri de hastalarda kaşıntıyla kendini gösterebilmektedir.
KAŞINTI BÖLGESEL Mİ OLUR, TÜM VÜCUTTA MI?
Prof. Dr. Kılıçkap, kaşıntının bölgesine göre de farklılıklar olduğunu belirtti. Karaciğer, safra yolları veya lenfoma kaynaklı durumlarda vücudun her yerinde kaşıntı görülebileceğini ifade ederken; cilt tümörlerinde (özellikle plak tarzında) bu kaşıntıların vücudun herhangi bir yerinde lokalize (bölgesel) olarak da kalabileceğini vurguladı.

TÜRK TOPLUMUNUN VAZGEÇİLMEZİ MANGAL RİSK Mİ?
Havaların ısınmasıyla birlikte sosyal bir aktivite olarak sıkça tercih edilen mangalın, aslında büyük bir sağlık riski barındırdığına dikkat çekti. Kılıçkap, kırmızı et tüketimi ve mangal kültürü konusunda, sadece kırmızı etin kendisinin bile haftada üçten fazla tüketilmesinin, bağırsak kanseri başta olmak üzere birçok kanser riskini artırdığını söyledi. Kırmızı etin doğrudan mangal ateşiyle temas ederek pişirilmesi ve bu işlemin sürekli hale getirilmesi, kanser riskini katlayarak artırmaktadır, dedi.
Doğrudan ateşle muamele edilmiş gıdalarda oluşan yanık kısımların "nitrozamin" içeriğine sahip olduğu ve bunun bir nevi kanserojen olduğunu ifade eden Kılıçkap, "Mangal hiç yapılmamalı" demek yerine, asıl önemli olanın maruziyet süresi ve miktarı olduğunu belirterek, doğrudan ateşle temas eden gıdaları tüketirken iki kere düşünülmesi gerektiğini tavsiye etti.
CEP TELEFONLARI, MİKRODALGA FIRINLAR
Röportajın en çarpıcı bölümlerinden biri de elektronik cihazlarla ilgiliydi. Mikrodalga fırınlar, deodorantlar ve cep telefonlarının kansere yol açıp açmadığı konusundaki endişeleri yanıtlayan Kılıçkap, güncel bilimsel bakış açısını “Mikrodalga fırınlar ve cep telefonları, düşük frekanslı radyasyon yayan cihazlar olarak sınıflandırılmaktadır. Bu cihazların yaydığı radyasyonun ‘doğrudan invaziv (yayılımcı/delici)’ özellikte olmaması sebebiyle, bugün itibariyle kansere yol açmadıkları düşüncesi ağır basmaktadır.” diyerek özetledi.

TRAFİKTEKİ ÖLÜM RİSKİ, KANSER RİSKİNDEN FAZLA!
Konu cep telefonlarına gelince çok net bir mesaj veren Prof. Dr. Kılıçkap, "Cep telefonunun trafikte araç kullanırken getirdiği ölüm riski, onun kanser yapmasından çok daha fazladır. O nedenle vatandaşların kullanım kurallarına riayet etmeleri sağlıkları açısından çok daha yararlıdır" ifadelerini kullandı.
SOFRAMIZDAKİ GİZLİ TEHLİKELER
Doğrudan kansere sebebiyet veren tek bir bitkisel veya gıda ürününün bulunmadığını söyleyen uzman isim, tehlikenin gıdaların saklanma ve hazırlanma süreçlerinde saklı olduğunu detaylı bir şekilde anlattı.
· Nemli Baharatlardaki Küf Tehlikesi: Pul biber ve benzeri baharatlar uzun süre nemli ortamlarda bekletildiğinde "aflatoksin" içeren bir küf mantarı oluşmakta ve bu da karaciğer tümörü sıklığını ciddi oranda artırmaktadır.
· Geleneksel Lezzetlerdeki Yüksek Tuz Oranı: Çok sık tükettiğimiz salamura gıdalar ve turşu, mide kanserinin en önemli sebepleri arasında gösterilmektedir. Ayrıca Doğu bölgelerimizde (özellikle Van ve Erzurum) sıklıkla kullanılan "otlu peynir", içerdiği yüksek tuz maruziyeti sebebiyle mide ve yemek borusu kanseri riskini artırmaktadır.
· Kimyasal Katkı Maddeleri ve Paketli Gıdalar: Raf ömrünü uzatmak için kimyasal katkı maddeleriyle işlem görmüş paketli gıdaların sürekli ve fazla miktarda tüketilmesi kansere zemin hazırlamaktadır.
· Tarım İlaçları ve Yıkanmamış Sebzeler: Bir domates veya salatalık yemenin kanser yapmayacağını belirten Kılıçkaplı, asıl tehlikenin kimyasal işlemler olduğunu söyledi. Eskiden gıdaların böceklenmemesi için ağaçlarda koruyucu olarak kullanılan kimyasal bileşikler, bugün en önemli kanser nedenlerinden biridir.
Prof. Dr. Saadettin Kılıçkap röportajı şu uyarıyla noktaladı: "Eğer siz bir gıdayı yıkamadan, iyice temizlemeden veya kabuklu bir gıdayı kabuğunu soymadan tüketirseniz tabii ki kanser riskinizi artırırsınız."




