Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın bölgesel güvenlik dengelerine etkisi tartışılmaya devam ediyor. Anlaşmanın İsrail açısından caydırıcı bir sonuç doğurup doğurmayacağı da gündemdeki başlıklardan biri olurken, Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı konuya ilişkin Türkinform’a değerlendirmelerde bulundu.

Yaycı, anlaşmanın İsrail açısından caydırıcı bir etki oluşturabileceğini ancak bunun doğrudan “İsrail karşıtı ittifak” şeklinde yorumlanmasının doğru olmayacağını belirtti.

“ANLAŞMANIN MANTIĞI ÜLKE İSMİNE GÖRE DEĞİL, SİLAHLI SALDIRIYA GÖRE KURULMUŞTUR”

Mekke Anlaşması'nın belirli bir ülkeyi hedef almadığını vurgulayan Yaycı, anlaşmanın temel mantığının silahlı saldırı üzerinden şekillendiğini söyledi.

Yaycı, İsrail, İran, Hindistan, Yunanistan veya başka herhangi bir devletin üç ülkeden birine karşı silahlı güç kullanmayı düşünmesi halinde, bunun daha geniş sonuçlar doğurabileceğini hesaba katmak zorunda kalacağını ifade etti.

İSRAİL AÇISINDAN ÜÇ KRİTİK UNSUR

Anlaşmanın İsrail açısından önem taşıyabilecek üç temel unsur bulunduğunu belirten Yaycı, bunları Türkiye'nin askeri ve teknolojik kapasitesi, Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü ve Arap-İslam dünyasındaki ağırlığı ile Pakistan'ın nükleer silah kapasitesi olarak sıraladı.

Yaycı, özellikle Pakistan'ın nükleer gücünün anlaşmanın caydırıcılık boyutunda dikkat çekici bir unsur olduğunu belirtti.

Kuzey Kıbrıs kabinesinde deprem etkisi! Deniz kazasının ardından iki bakan değişti
Kuzey Kıbrıs kabinesinde deprem etkisi! Deniz kazasının ardından iki bakan değişti
İçeriği Görüntüle

“PAKİSTAN TÜRKİYE’YE NÜKLEER GARANTİ VERDİ DİYEMEYİZ”

Ancak Pakistan'ın nükleer gücünün anlaşma kapsamında doğrudan Türkiye'ye yönelik bir nükleer garanti anlamına gelmediğinin altını çizen Yaycı, bu konuda hukuki açıdan dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Yaycı, “Pakistan Türkiye’ye nükleer garanti verdi” şeklinde bir değerlendirme yapılamayacağını belirterek, anlaşmada böyle açıklanmış bir hüküm bulunmadığını vurguladı.

Buna karşın caydırıcılığın yalnızca nükleer silah kullanma tehdidinden ibaret olmadığını ifade eden Yaycı, nükleer silahlara sahip bir devletin kriz hesabının içine dahil olmasının dahi karşı taraf açısından stratejik belirsizlik oluşturabileceğini söyledi.

“HİÇBİR DEVLET ASKERİ ÜSTÜNLÜĞÜNE GÜVENEREK SINIRSIZ HAREKET EDEMEMELİ”

Yaycı, Mekke Anlaşması'nın İsrail'e yönelik doğrudan bir tehdit olarak değil, bölgedeki tüm aktörlere yönelik daha genel bir caydırıcılık mesajı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Yaycı, “Bölgedeki hiçbir devlet askeri üstünlüğüne güvenerek sınırsız hareket edememelidir” dedi.

Bu yaklaşımın yalnızca İsrail açısından değil, İran ve diğer bölgesel güçler bakımından da geçerli olduğunu belirten Yaycı, anlaşmanın temel etkisinin bölgedeki askeri hesaplamaları değiştirebilecek bir caydırıcılık mekanizması oluşturması olduğunu kaydetti.

Muhabir: Yalçın Taşbaşı