Konuyu değerlendiren Prof. Dr. Metin Duyar, kararın ekonomik büyüklüğünden çok oluşturduğu emsal ve taşıdığı siyasi mesaj açısından önemli olduğuna dikkat çekerek, “İşgal politikasının artık ‘iç mesele’ değil, hukuki ve ticari sonuçları olan bir konu olarak ele alınması gerektiği fikri, ilk kez bu kadar geniş bir cephe tarafından resmen kabul edilmiş oldu” değerlendirmesinde bulundu.
Fransa, İngiltere ve Kanada’nın öncülüğündeki ortak bildiriye Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç de imza attı. Beş maddelik metinde İsrail’in Doğu Kudüs’teki E1 yerleşim projesi “kabul edilemez” olarak nitelendirilirken, iki devletli çözümü tehlikeye atan adımlara karşı daha sert tedbirler alınacağı mesajı verildi.
İrlanda ve İspanya’nın benzer uygulamalara daha önce kendi başlarına başvurduğuna işaret eden Duyar’a göre yeni kararın farkı, tepkinin artık tek tek ülkelerden değil, koordineli bir Batılı ülkeler grubundan gelmesi.
“BU, KÜÇÜMSENECEK BİR ADIM DEĞİL”
Prof. Dr. Metin Duyar, 12 ülkenin aynı metin etrafında birleşmesini İsrail’e yönelik Batılı tepkilerin niteliği açısından önemli bir değişim olarak değerlendirdi.
Duyar, “Bu, küçümsenecek bir adım değil. Yıllardır İsrail politikalarına karşı dağınık, ülke ülke ilerleyen tepkilerin ilk kez ortak bir cephede birleştiği an” ifadelerini kullandı. Özellikle E1 projesinin ortak bildirinin merkezine yerleştirilmesinin tesadüf olmadığını belirten Duyar, projenin hayata geçirilmesi halinde Doğu Kudüs’ün Batı Şeria’nın geri kalanından fiilen kopabileceğine ve iki devletli çözümün coğrafi zemininin ciddi biçimde zarar görebileceğine dikkat çekti.
Duyar’a göre 12 ülkenin E1 projesini açık biçimde “kabul edilemez” olarak tanımlaması da diplomatik açıdan dikkat çekici bir netlik taşıyor.
“İSRAİL’İN TEPKİSİ KARARIN CİDDİYE ALINDIĞINI GÖSTERİYOR”
İsrail’in karara verdiği tepkinin de ayrıca okunması gerektiğini belirten Duyar, İngiltere’nin Doğu Kudüs’teki konsolosluğunun kapatılmasına dikkat çekti. Duyar, ekonomik etkisi sınırlı görülebilecek bir karara diplomatik düzeyde böylesine sert karşılık verilmesinin, Tel Aviv’in gelişmeyi gelecekte emsal oluşturabilecek bir adım olarak değerlendirdiğine işaret ettiğini söyledi.
“İsrail, sembolik bir karara sembolik olmayan bir misillemeyle karşılık verdi” değerlendirmesinde bulunan Duyar, bir diplomatik temsilciliğin kapatılmasının meselenin yalnızca ticaret hacmi üzerinden okunamayacağını ortaya koyduğunu ifade etti.
“KARARIN DEĞERİ RAKAMDAN ÇOK EMSALDE”
İngiltere verilerine göre işgal altındaki Filistin topraklarıyla gerçekleştirilen ticaretin 2025 yılında yalnızca 51 milyon dolar seviyesinde olduğuna dikkat çeken Duyar, bu nedenle kararın doğrudan ekonomik etkisinin sınırlı kalabileceğini belirtti. Ancak uluslararası ilişkiler açısından asıl önemli noktanın ekonomik büyüklük olmadığını vurguladı.
Duyar, “Uluslararası ilişkilerde bu tür kararların değeri çoğunlukla rakamdan çok emsalde yatar” ifadelerini kullanarak 12 ülkenin yerleşimlerden gelen mallara sınır koymasının, işgalin “normal ticaret” kategorisinden çıkarılarak hukuki bir mesele olarak ele alınması anlamına geldiğini söyledi.
Bu yaklaşımın kalıcı hale gelmesi halinde gelecekte daha kapsamlı ekonomik ve siyasi tedbirlerin önünü açabilecek bir çerçeve oluşturabileceğini belirten Duyar, alınan kararın bu nedenle bugünkü ticaret rakamlarından daha geniş sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
“FİLİSTİNLİLER İÇİN ASIL SORU KARARIN SAHAYA YANSIYIP YANSIMAYACAĞI”
Duyar, diplomatik kararların Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin günlük hayatı üzerindeki karşılığının da gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Yerleşimci saldırıları nedeniyle evini kaybeden bir çiftçi veya tarlasına erişimi engellenen bir aile açısından 12 ülkenin ortak bildirisinin yalnızca uluslararası diplomasiye ilişkin soyut bir metin olmadığını ifade etti.
“Onlar için asıl soru, hangi ülkenin ne dediği değil, bu kararın gerçekten toprağa, güvenliğe, gündelik hayata bir karşılığı olup olmayacağı” değerlendirmesini yapan Duyar, kararın gerçek öneminin uzun vadede sahadaki sonuçları üzerinden ölçüleceğine işaret etti.
Bu nedenle ortak bildirinin yarattığı diplomatik etkinin, somut politikalarla desteklenip desteklenmeyeceği belirleyici olacak. Duyar’ın değerlendirmesine göre karar Filistinliler açısından bir umut yaratabileceği gibi, uygulanmadığı takdirde yıllardır tekrarlanan diplomatik açıklamalardan biri olarak da kalabilir.
İSRAİL İÇİNDEN DE KARARA DESTEK
Kararın yalnızca İsrail dışındaki aktörlerin baskısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Duyar, İsrail siyasetindeki farklı yaklaşımlara da dikkat çekti. İsrail Meclisi’ndeki muhalif milletvekili Ofer Cassif’in 12 ülkenin kararını memnuniyetle karşıladığını ve işgalin sona erdirilmesi için gerekli bir baskı olarak gördüğünü hatırlattı.
Duyar’a göre bu yaklaşım, alınan kararın yalnızca dışarıdan İsrail’e yöneltilen bir müdahale olarak değil, İsrail toplumunun kendi içerisindeki görüş ayrılıklarına da temas eden bir gelişme olarak okunabileceğini gösteriyor.
“BATI’DA KONSENSÜS ARTIK ABD OLMADAN DA OLUŞABİLİYOR”
Prof. Dr. Duyar’ın dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise Washington’ın 12 ülkenin ortak adımı karşısındaki konumu oldu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Washington’ın İngiltere’nin izlediği yolu takip etmeyeceğini açıklaması, ABD ile bazı Batılı müttefikleri arasındaki yaklaşım farklılığını görünür hale getirdi.
Geleneksel olarak Batı ittifakının liderliğini üstlenen ABD’nin yakın müttefiklerinin ortak aldığı bir karara açık biçimde mesafe koymasının dikkat çekici olduğunu belirten Duyar, bunun kararın önemini azaltmadığı görüşünde.
Aksine Duyar’a göre ortaya çıkan tablo, İsrail-Filistin meselesinde Batılı ülkeler arasında ABD’nin öncülüğü olmadan da ortak bir siyasi pozisyon geliştirilebildiğini gösteriyor. Bu durum, kararın ticari boyutunun ötesinde uluslararası diplomasi açısından taşıdığı en önemli mesajlardan birini oluşturuyor.
“12 ÜLKE İSRAİL’E ‘DUR’ DEDİ, AMA…”
Duyar’a göre 12 ülkenin attığı adımın nihai etkisini belirleyecek olan, ortak bildirinin ardından gelecek uygulamalar olacak. Ticari kısıtlamaların ekonomik hacmi bugün için sınırlı görünse de oluşturulan hukuki ve siyasi çerçevenin başka ülkeler tarafından benimsenmesi halinde çok daha geniş sonuçlar ortaya çıkabilir.
Prof. Dr. Metin Duyar değerlendirmesini şu sözlerle özetledi:
“On iki ülkenin kararı, ekonomik büyüklüğünden çok, kurduğu emsal ve sinyal değeriyle önemli. İşgal politikasının artık ‘iç mesele’ değil, hukuki ve ticari sonuçları olan bir konu olarak ele alınması gerektiği fikri, ilk kez bu kadar geniş bir cephe tarafından resmen kabul edilmiş oldu.”
Ancak Duyar’ın analizindeki “ama” tam da burada önem kazanıyor. 12 ülkenin ortak bir çizgide buluşması diplomatik açıdan güçlü bir mesaj verirken, bu mesajın Batı Şeria’daki gerçekliği değiştirip değiştirmeyeceğini açıklamalar değil, bundan sonra atılacak somut adımlar gösterecek.




