Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, birden fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen sonuç alamayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kapalı cerrahi yöntemlerle bu kitlelerin çıkarılması, hastalara sağlığı yeniden kazandırıyor.
İLAÇLARA RAĞMEN DÜŞMEYEN TANSİYONUN GİZLİ SEBEBİ
Her iki böbreğin üzerinde yer alan böbreküstü bezleri, vücudun su ve mineral dengesini düzenleyen yaşamsal hormonlar üretiyor. Ancak bu bezlerde gelişen iyi huylu kitleler, aldosteron hormonunu aşırı miktarda salgılayarak sodyum ve su tutulmasına, buna bağlı olarak da tansiyon yükselmesine yol açabiliyor. Doç. Dr. Mehmet Köstek, yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesinin aldosteron fazlalığına işaret eden en kritik bulgulardan biri olduğunu vurguluyor. Köstek, bu tablonun göz ardı edilmesinin hastaların yıllarca yanlış tedavilerle vakit kaybetmesine neden olabileceğini belirtirken, "Doğru teşhis konulmadığı takdirde kalp ve damar sistemi üzerindeki yük artmaya devam ediyor." dedi.
KİTLELER ÇOĞUNLUKLA BELİRTİ VERMEDEN İLERLİYOR
Doç Dr. Köstek özetle şunları kaydetti:
"Böbreküstü bezindeki kitleler genellikle belirgin bir belirti göstermediği için uzun süre fark edilmiyor ve hastalar sonuçsuz ilaç tedavileriyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon kalp-damar riskini artırırken, sürekli potasyum kaybı kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan ciddi tablolara yol açabiliyor. Uzmanlar, hastaların sürekli potasyum takviyesi almak zorunda kalmaması için erken tanının hayati önem taşıdığını ifade ediyor. Bu durum yaşam kalitesini doğrudan düşürerek bireylerin günlük aktivitelerini bile kısıtlayabiliyor."
TANI SÜRECİ AYRINTILI TETKİK VE GÖRÜNTÜLEME İLE BAŞLIYOR
"Hastalığın teşhis aşamasında öncelikle hastanın tıbbi öyküsü alınıyor ve kan hormon tetkikleri titizlikle inceleniyor. Hormon seviyelerinde fazlalık saptandığında ise tomografi ve MR gibi kesitsel görüntüleme yöntemleriyle sorunun kaynağı olan kitlenin hangi böbreküstü bezinde yer aldığı netleştiriliyor. Böylece tedavi planı hastanın klinik durumuna en uygun şekilde oluşturuluyor. Bu kapsamlı değerlendirme süreci, gereksiz operasyonların önüne geçilmesinde kritik rol oynuyor. Hekimler, erken evrede tespit edilen vakalarda başarı oranının çok daha yüksek olduğunun altını çiziyor."
KAPALI CERRAHİYLE BAŞARILI SONUÇLAR ALINIYOR
Cerrahi müdahalede temel amaç, aşırı hormon salgılayan kitlenin ortadan kaldırılmasıyla hormon dengesini yeniden sağlamak. Günümüzde laparoskopik ve robotik gibi kapalı cerrahi yöntemlerle yapıldığını belirten Doç. Dr. Mehmet Köstek, "Küçük kesiler sayesinde hastaların 1-2 günde günlük yaşamlarına dönebiliyor. Operasyon sonrasında tansiyon tamamen normale dönebiliyor veya kullanılan ilaç sayısı önemli ölçüde azaltılabiliyor. Bu modern cerrahi yaklaşımlar, hastaların hastanede kalış süresini kısaltırken iyileşme sürecini de konforlu hale getiriyor." şeklinde konuştu.




