Zamanın omzuna çökmüş bir yorgunluk var,
Toprak kanı tanıyor, gök feryadı ezberlemiş.
İnsan, insana ne zaman bu kadar yabancı oldu,
Dünya ne vakit merhameti kaybetti?
Bugünün dünyasını anlamak isteyenler, yalnızca bugüne bakmasın. Tarih, insanlığın aynasıdır; bugünkü zulümler, dünün alışkanlıklarından doğar. Güç adına işlenen her suç, kendine bir gerekçe, bir süs, bir isim bulur. Kimi buna “medeniyet” der, kimi “demokrasi”.
Batı’nın ve Amerika’nın dünyaya sunduğu düzen, yüzyıllardır büyük sözlerle küçük insanları ezerek ilerledi. Amerika kıtasının keşfi, bir keşiften çok bir yok edişti. Milyonlarca yerli sessizce tarihten silindi. Afrika’dan zincirlerle koparılan insanlar, köle pazarlarında satıldı. Topraklar alındı, onurlar ayaklar altına alındı.
Sonra çağ değişti, yöntemler inceldi ama zihniyet değişmedi. Atom bombalarıyla şehirler yok edildi, savaş uçaklarıyla “özgürlük” dağıtıldı. Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de ve Gazze’de çocuklar öldü, anneler sustu, dünya izledi. Demokrasi, mazlumun değil güçlünün dili oldu.
Avrupa’nın da hafızası masum değildir. Engizisyon ateşleri, Endülüs’te söndürülen bir medeniyet, Cezayir’de yok edilen köyler, Bosna’da göz göre göre işlenen soykırım… Hepsi aynı hikâyenin farklı sayfalarıdır. Değişen yalnızca tarihlerdir.
Oysa İslam tarihi, başka bir sesi fısıldar. Fetihlerin ardında talan değil nizam vardır. Müslümanlar girdikleri beldelerde inancı zorla değil, adaletle taşımışlardır. Hazreti Ömer’in Kudüs’e verdiği eman, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da kiliselere dokunmaması, Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’teki vakarı; yalnızca geçmişin değil, insanlığın onurudur.
Osmanlı’da gayrimüslimler inançlarıyla, mallarıyla, canlarıyla devlet güvencesi altındaydı. Aynı çağlarda Avrupa’da farklı inançtaki insanlar ya yakılıyor ya sürülüyordu. Bu fark, dinlerin değil, ahlak anlayışlarının farkıdır.
Bugün dünyaya “insan hakları” dersi verenlerin sicili hâlâ kabarıktır. Çünkü hak, önce vicdanda başlar. Vicdan yoksa kanun kâğıtta kalır. Sicil temizlenmeden söylem inandırıcı olmaz.
Sicilyalı Türkolog Pampanini’nin dediği gibi, “Barış ve adalet içinde birlikte yaşamak konusunda bugün dünya Osmanlı’nın çok gerisindedir.” Bu cümle bir nostalji değil, bir tespittir.
Dünya bugün hâlâ güçlünün haklı sayıldığı bir düzenle yönetiliyor. Oysa insanlık, adaletle ayakta durur. Tarih bize şunu söyler:
Merhametin olduğu yerde medeniyet, zulmün olduğu yerde yıkım vardır.
Ve belki de dünya, yeniden insanca yaşamanın yolunu arıyorsa, kaybettiği o sesi hatırlamalıdır.