Toplumda sıkça dile getirilen "İnsan aslında midesini değil, ruhundaki boşluğu doyurmaya çalışıyor." söylemini değerlendiren Uzm. Psk. Arzu Beyribey, bu yaklaşımın metaforik olarak anlamlı görünse de bilimsel açıdan tek başına yeterli olmadığını belirtti. Beyribey, "Psikoloji literatüründe 'psikolojik boşluk' tek başına tanımlanmış klinik bir kavram değildir. Bunun yerine yalnızlık, değersizlik, aidiyet eksikliği, kronik stres, duygusal yoksunluk, anhedoni ve duygu düzenleme güçlüğü gibi birçok psikolojik süreçten söz edilmektedir. Dolayısıyla sürekli yeme isteğini tek bir 'duygusal boşluk' kavramıyla açıklamak oldukça indirgemeci bir yaklaşım olacaktır." dedi.

ÇOCUKLUK DENEYİMLERİ
Bazı bireylerde yeme davranışının çocukluk döneminde öğrenilen bir rahatlama yöntemi haline gelebildiğini ifade eden Beyribey, "Ağlayan bir bebeğin yalnızca aç olduğu için değil, huzursuz olduğu her durumda beslenmesi, zaman içerisinde yemek ile sakinleşme arasında güçlü bir öğrenme ilişkisi oluşturabilir. İlerleyen yaşlarda birey benzer olumsuz duygular yaşadığında, beyin otomatik olarak geçmişte rahatlama sağlayan davranışı yeniden devreye sokabilir." diye konuştu.
STRES KARŞISINDA HERKES AYNI TEPKİYİ VERMİYOR
Bilişsel davranışçı modele göre yaşanan olaylardan çok, bireyin bu olayları nasıl yorumladığının belirleyici olduğunu söyleyen Beyribey, "Yoğun iş stresi yaşayan iki kişiden biri yürüyüş yapmayı tercih ederken, diğeri tatlı tüketebilir. Bu farklılık, bireyin geliştirdiği bilişsel şemalar ve öğrenilmiş baş etme becerileriyle ilişkilidir." ifadelerini kullandı.
DUYGUSAL YEME DAVRANIŞI KENDİNİ TEKRARLAYAN BİR DÖNGÜYE DÖNÜŞEBİLİYOR
Duygusal yemenin sağladığı rahatlamanın kalıcı olmadığını vurgulayan Beyribey, "Yeme davranışı kısa süreli olarak kaygıyı azaltırken, sonrasında ortaya çıkan suçluluk, pişmanlık ve öz eleştiri yeni olumsuz duygular oluşturabilir. Böylece birey yeniden kötü hissettiği için tekrar yemeye yönelir ve davranış zamanla kendi kendini sürdüren bir döngüye dönüşebilir." dedi.
Psikoterapinin yalnızca yeme davranışını azaltmaya odaklanmadığını belirten Beyribey, "Temel hedef yalnızca bireyin daha az yemek yemesini sağlamak değildir. Asıl amaç, rahatsız edici duygularla baş etmek için kullanılan tek yöntemin yemek olmasını değiştirmek ve daha işlevsel duygu düzenleme becerileri geliştirmektir." ifadelerini kullandı.
BAĞLANMA BİÇİMİ DE ETKİLİ OLABİLİYOR
Bağlanma örüntülerinin de yeme davranışı üzerinde etkili olabileceğini belirten Beyribey, "Güvenli bağlanma geliştiren bireyler, yoğun stres yaşadıklarında sosyal destek arama, problem çözme ve duygularını ifade etme gibi daha işlevsel baş etme yöntemlerini kullanma eğilimindedir. Buna karşılık kaygılı veya kaçıngan bağlanma örüntülerine sahip bireylerde duyguların düzenlenmesinde güçlük yaşanabileceği ve bu nedenle yeme davranışının bir baş etme stratejisi olarak daha sık kullanılabileceği bildirilmektedir." dedi.
Sonuç olarak uzmanlar, sürekli yeme isteğinin tek bir nedene bağlanamayacağını vurguluyor. Fiziksel açlığın yanı sıra stres, çocukluk deneyimleri, duygu düzenleme becerileri ve bağlanma örüntüleri gibi birçok etkenin yeme davranışını şekillendirebildiğini belirten Uzm. Psk. Arzu Beyribey, duygusal yeme davranışının nedenlerinin doğru değerlendirilmesinin ve gerektiğinde profesyonel destek alınmasının sağlıklı baş etme becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.




