Pandemi sonrası dönemde dünya ekonomilerinde uygulanan politikalar, klasik ekonomi yaklaşımlarının yanı sıra heterodoks olarak nitelendirilen görüşlerin de daha fazla tartışılmasına neden oldu.
Ekonomide faiz, enflasyon, para arzı, kamu harcamaları ve rezervler gibi başlıklar kamuoyunda sıkça tartışılırken, bazı kavramların akademik literatürdeki karşılıkları ile gündelik ekonomik söylemdeki kullanımının birbirinden farklı olabildiği belirtiliyor.
İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Dirican, pandemi sonrası ekonomi politikaları üzerinden bu tartışmaların öne çıkan başlıklarını Türkinform’a değerlendirdi.

“SWAP HARİÇ NET REZERV” HESABI DÜNYADA NASIL KULLANILIYOR?
Dirican’ın dikkat çektiği başlıklardan biri, Türkiye’de ekonomi tartışmalarında sık kullanılan “swap hariç net rezerv” kavramı oldu.
Bu hesaplama biçiminin akademik ve uluslararası kurumların rezerv sunumlarında standart bir gösterge olarak yer almadığını belirten Dirican, merkez bankalarının likidite yönetimi amacıyla birbirleriyle swap anlaşmaları yapmasının olağan bir uygulama olduğunu ifade etti.
Dirican, pandemi döneminde çok sayıda merkez bankasının döviz likiditesine müdahale etmek ve rezervlerini yönetmek amacıyla swap hatları kurduğuna dikkat çekerek, günümüzde de çok sayıda merkez bankası arasında swap anlaşmalarının bulunduğunu söyledi. Dirican "Dünyada halihazırda 71 ülkenin karşılıklı swap anlaşması var, ulusal bankalarla sürekli yaparlar, niye herhangi bir terminalde, rapor ya da sunumda swap hariç net rezerv yok bu ülkeler için?" dedi.
“Dünyada rezervlere brüt bakılır.”
Dirican’a göre swap işlemleri, merkez bankalarının rezerv yönetiminde kullandığı araçlardan biri olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle swapların rezerv hesabındaki yeri konusunda kamuoyundaki tartışmaların, uluslararası rezerv metodolojisiyle birlikte ele alınması gerektiğini savundu.

FAİZ Mİ ENFLASYONA NEDEN OLUR, ENFLASYON MU FAİZİ ARTIRIR?
Ekonomi tartışmalarındaki bir diğer başlık ise faiz ve enflasyon arasındaki ilişki.
Dirican, uluslararası iktisat literatüründe faizin enflasyon üzerinde etkili olabileceğini savunan çok sayıda yaklaşım bulunduğunu belirtti. Finansal represyon, Minsky Hipotezi, Gibson Paradoksu, Modern Para Teorisi, Post-Keynesyen görüş, Wicksell süreci ve Neo-Fisherian yaklaşım gibi farklı teori ve görüşlerin bu ilişkiyi farklı açılardan ele aldığını ifade etti.
Türkiye açısından ise finansman maliyetlerinin şirketlerin kârlılığı üzerinde önemli bir baskı oluşturabildiğine dikkat çeken Dirican, özellikle faiz giderlerinin reel sektör açısından yönetilmesi daha zor bir maliyet kalemi olabileceğini söyledi.
“Dolayısı ile faiz maliyeti fiyatları olumsuz etkileyebilir.”
Bu değerlendirmeye göre yüksek finansman maliyetleri, şirketlerin üretim ve fiyatlama kararları üzerinde etkili olabilecek unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

NEGATİF REEL FAİZ “BİLİM DIŞI” MI?
Ekonomi tartışmalarında zaman zaman negatif reel faizin bilimsel temelden uzak olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldığını belirten Dirican, bu yaklaşımın da tartışılması gerektiğini ifade etti.
Dirican, 1993 yılında ortaya konulan Taylor Kuralı'nın para politikasında reel faizin kullanılabileceğini öne sürdüğünü ancak söz konusu yaklaşımda nötr faiz ve beklenen çıktı açığı gibi hesaplanması oldukça zor değişkenlerin bulunduğunu söyledi.
Bu nedenle varsayımlara dayalı bir para politikası kuralının mutlak ve tek doğru olarak kabul edilmemesi gerektiğini savunan Dirican, pandemi döneminde çok sayıda ülkenin negatif reel faiz bölgesinde bulunduğunu ifade etti.
Dirican’ın aktardığı değerlendirmeye göre pandemi döneminde yaklaşık 140 ülke, halihazırda ise yaklaşık 50 ülke politika veya tahvil faizleri açısından negatif reel faiz bölgesinde bulunuyor.
“PARA ARZI ARTIYORSA ENFLASYON MUTLAKA ARTAR” MI?
Para arzı ile enflasyon arasındaki ilişki de Dirican’ın üzerinde durduğu başlıklardan biri oldu.
Dirican, para arzındaki artışın doğrudan ve her koşulda enflasyon yaratacağı görüşünün özellikle monetarist yaklaşım çerçevesinde güçlü biçimde savunulduğunu belirtti. Ancak pandemi sonrasında farklı ülkelerde yaşanan gelişmelerin bu ilişkinin her durumda aynı şekilde ortaya çıkmadığını gösterdiğini ifade etti.
“Pandemiden bu yana en az 15 gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomide para arzı artarken enflasyon düşmüştür.”
Dirican ayrıca modern bankacılık sisteminde paranın yalnızca merkez bankaları tarafından yaratılmadığına, ticari bankaların kredi verme süreçlerinin de para yaratımında rol oynadığına dikkat çekti.
Bu mekanizmanın merkez bankalarının yayınlarında ve iktisat literatüründe uzun süredir ele alındığını belirten Dirican, para arzı-enflasyon ilişkisinin tek bir değişken üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.

KAMU HARCAMALARI HER ZAMAN ENFLASYONU MU ARTIRIR?
Kamu harcamaları ve bütçe açığı da ekonomi politikalarının en fazla tartışılan başlıkları arasında bulunuyor.
Dirican, Türkiye özelinde 1979-2023 dönemine ilişkin verilerin kamu harcamalarının dezenflasyonist bir görünüm sergilediğini 2025 tarihli yeni bir akademik makaleye dayanarak hatırlattı
Dünya ekonomilerinde de bütçe açığı bulunan ve kamu harcamaları yüksek olmasına rağmen enflasyon oranları gerileyen çok sayıda ülke bulunduğunu belirten Dirican, kamu harcamaları ile enflasyon arasındaki ilişkinin doğrudan ve tek yönlü bir mekanizma olarak ele alınmaması gerektiğini ifade etti.
“TÜRKİYE’DE KAMU PERSONELİ SAYISI ORTALAMALARIN ALTINDA”
Kamu personelinin sayısı ve ücretlerinin enflasyonist baskı oluşturduğu yönündeki tartışmalara da değinen Dirican, Türkiye'nin OECD, Avrupa Birliği ve İskandinav ülkeleriyle karşılaştırıldığında istihdam ve nüfusa oran bakımından ortalamaların altında kaldığını söyledi.
Dirican, kamu çalışanlarının ücretlerinin de söz konusu karşılaştırmalarda ya ortalamaların altında ya da ortalamalara yakın seviyelerde bulunduğunu belirtti.
Buna karşılık Türkiye’de düşük kalan temel kalemin asgari ücret olduğunu savunan Dirican, asgari ücretin tek başına enflasyonist bir unsur olarak değerlendirilmesine de karşı çıktı.
Türkiye’de en emek yoğun sektörlerde dahi iş gücü maliyetinin toplam maliyet içindeki payının yüzde 30'u geçmediğini ifade eden Dirican, bu nedenle ücretlerin enflasyon üzerindeki etkisinin bütün maliyet yapısı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Tartışmalı bir diğer başlığın da Phillips Eğrisi yani enflasyon ve işsizlik arasındaki ters yönlü ilişki olduğunu söyleyen Dirican "bu tüm dünyada tartışmalı, Fed Warsh dahi kabul etmiyor bunu. Kaldı ki korelasyon başka şey, nedensellik başka şey. Yani enflasyonu düşürmek için acı reçete içmek zorunda değilsiniz demek" diye konuştu.

ETKİN PİYASALAR HİPOTEZİ DE TARTIŞILIYOR
Dirican’ın değerlendirdiği son başlıklardan biri ise finansal piyasaların işleyişine ilişkin Etkin Piyasalar Hipotezi oldu.
Dirican, Eugene Fama tarafından geliştirilen yaklaşımda yer alan rasyonel insan ve rasyonel piyasa varsayımlarının zaman içerisinde farklı açılardan yeniden ele alındığını ifade etti.
Bu tartışmaların sonucunda nöroiktisat, deneysel iktisat ve heterodoks iktisat gibi alanların son yıllarda daha fazla önem kazandığını belirten Dirican, iktisatta insan davranışlarının ve piyasa gerçekliklerinin yalnızca tam rasyonellik varsayımı üzerinden açıklanamayacağını savundu.
Dirican ayrıca heterodoks iktisat içerisindeki farklı okulların ve yaklaşımların uzun bir akademik geçmişe sahip olduğunu, bu alandaki çalışmaların uluslararası akademik literatürde önemli bir yer tuttuğunu ifade etti.

EKONOMİDE TEK BİR DOĞRU YAKLAŞIM VAR MI?
Doç. Dr. Cüneyt Dirican’ın değerlendirmeleri, pandemi sonrası ekonomi politikaları üzerinden yürütülen tartışmaların yalnızca faiz veya enflasyon rakamlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Rezervlerin nasıl hesaplandığından faiz-enflasyon ilişkisine, para arzından kamu harcamalarına ve piyasalardaki insan davranışlarına kadar birçok başlık farklı iktisadi okullar tarafından farklı biçimlerde yorumlanabiliyor.
Dirican’a göre ekonomi politikalarının değerlendirilmesinde belirli bir yaklaşımın mutlak doğru kabul edilmesi yerine, kullanılan varsayımların, hesaplama yöntemlerinin ve ülkelerin kendi ekonomik koşullarının birlikte ele alınması gerekiyor.




