Avrupa’da sıcaklıkların artması, sivrisineklerin yaşam alanlarının genişlemesine ve bazı hastalıkların daha fazla bölgede görülmesine zemin hazırlıyor.
İklim değişikliği ile bulaşıcı hastalıklar arasındaki ilişkiyi ele alan analizlerde, Avrupa’nın giderek daha sıcak hale gelmesinin dang humması, chikungunya, Zika ve Batı Nil virüsü gibi hastalıkların yayılma ihtimalini artırabileceğine dikkat çekiliyor.
Türkiye ise coğrafi konumu ve iklim özellikleri nedeniyle bu gelişmelerin dışında kalan bir ülke olarak değerlendirilmiyor. Afrika ile Avrupa arasında bulunan Türkiye’de bazı sivrisinek türlerinin zaten yerleşik olması, konuyu daha önemli hale getiriyor.
ASYA KAPLAN SİVRİSİNEĞİ TÜRKİYE’DE ZATEN BULUNUYOR
Riskin en dikkat çekici göstergelerinden biri Aedes albopictus, yani Asya kaplan sivrisineği.
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) Haziran 2025 verilerine göre türün Türkiye’deki yayılımında da artış kaydedildi. Asya kaplan sivrisineğinin Türkiye’de yerleşik hale geldiği belirtilirken, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın istilacı türler veri tabanında da tür Aedes albopictus olarak tanımlanıyor.
Bu sivrisinek türü, insan yerleşimlerinin çevresinde bulunan küçük su birikintileri, saksılar, açık su kapları ve kullanılmış lastikler gibi alanlarda üreyebiliyor.
ASYA KAPLAN SİVRİSİNEĞİ HASTALIK TAŞIYABİLİYOR
Asya kaplan sivrisineğinin önemi yalnızca yayılım alanının genişlemesiyle sınırlı değil.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bu tür, dang humması ve chikungunya gibi hastalıkların bulaşmasında rol oynayabiliyor. Bu nedenle sivrisinek popülasyonundaki değişimler, yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, halk sağlığı açısından da takip edilmesi gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Özellikle sıcaklıkların yükselmesi ve sivrisineklerin yaşam döngülerinin uygun koşullarda uzaması, bu türlerin yeni bölgelerde tutunmasını kolaylaştırabiliyor.
TÜRKİYE’DE BATI NİL VİRÜSÜ YILLARDIR GÖRÜLÜYOR
Türkiye açısından daha somut örneklerden biri ise Batı Nil virüsü.
Sağlık Bakanlığı, hastalığın Türkiye’de 2010 yılından bu yana görüldüğünü belirtiyor. Virüs esas olarak enfekte sivrisineklerin insanları sokmasıyla bulaşıyor.
Hastalığın bazı vakalarda ağır seyredebileceği ve özellikle sinir sistemini etkileyen tablolara yol açabileceği belirtiliyor. Bu nedenle Türkiye’de Batı Nil virüsüne ilişkin gelişmeler, Avrupa’daki iklim ve hastalık haritasındaki değişimlerle birlikte önem taşıyor.
2024 TÜRKİYE İÇİN DİKKAT ÇEKEN BİR DÖNEM OLDU
Türkiye açısından 2024 yılı da Batı Nil virüsü nedeniyle dikkat çekici gelişmelerin yaşandığı bir dönem olarak öne çıktı.
Türkiye’de 11 üniversite ve eğitim araştırma hastanesinden vakaların incelendiği bilimsel çalışmada, 2024 yılı Türkiye’nin şimdiye kadarki en büyük Batı Nil virüsü salgını olarak nitelendirildi.
Çalışmada incelenen 51 hastanın 48’inde, başka bir ifadeyle yüzde 94’ünde, hastalığın sinir sistemini etkileyen nöroinvazif formunun görüldüğü belirtildi.
Bu veriler, Batı Nil virüsünün Türkiye açısından yalnızca gelecekte ortaya çıkabilecek teorik bir risk olmadığını ortaya koyan önemli göstergeler arasında değerlendiriliyor.
ECDC VERİLERİNDE TÜRKİYE DE YER ALDI
Avrupa’daki güncel veriler de Türkiye’nin sivrisinek kaynaklı hastalıkların oluşturduğu risk alanından ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.
ECDC’nin 2025 sezonuna ilişkin verilerine göre Türkiye’de yerel olarak edinilmiş bir Batı Nil virüsü vakası bildirildi. Aynı dönemde Avrupa’da 14 ülkede toplam 1.112 yerel vaka kaydedildi.
İtalya 779 vakayla ilk sırada yer alırken, Yunanistan’da 96 vaka bildirildi. ECDC verilerinde Türkiye’deki vakanın Çanakkale’de kaydedilmesi de dikkat çekti.
TÜRKİYE’DE SİVRİSİNEKLE MÜCADELE ÖNEM KAZANIYOR
Türkiye’nin hem sivrisinek türlerinin yayılımı hem de Batı Nil virüsü vakaları açısından Avrupa’daki gelişmelerden bağımsız olmadığı görülüyor.
Özellikle kıyı bölgelerinde Asya kaplan sivrisineğine karşı vektörle mücadele çalışmaları yürütülürken, iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların artması ve sivrisineklerin yaşam alanlarının genişlemesi risk değerlendirmelerinin önemini artırıyor.
Avrupa’da yeni bölgelerde görülmeye başlayan bazı risklerin Türkiye’de zaten mevcut olması, hastalıkların yayılımının ve sivrisinek popülasyonlarının yakından izlenmesini daha önemli hale getiriyor.




