Son günlerde Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere tek tek baktığımızda, her biri sıradan bir diplomatik adım gibi görünebilir. Ama biraz durup parçaları yan yana koyduğumuzda, ortaya çıkan tablo hiç de sıradan değil. İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile artan temasları, Suriye sahasında değişen dengeler ve Doğu Akdeniz’de yeniden dolaşıma sokulan “kuşatma” söylemi, aslında aynı hikayenin farklı cümleleri gibi duruyor.

İsrail cephesinden bakıldığında tablo oldukça net. Suriye’de yaşanan son gelişmelerle birlikte Türkiye’nin sahadaki askeri ve diplomatik ağırlığı daha görünür hale geldi. Bu durum Tel Aviv’de ciddi bir rahatsızlık oluşturdu. Ancak bu rahatsızlık doğrudan bir çatışma dilinden ziyade, dolaylı hamlelerle yönetilmeye çalışılıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden kurulan ittifak söylemleri de tam olarak bu noktada devreye giriyor.

Kağıt üzerinde bakıldığında “Türkiye’yi çevreleme” fikri iddialı görünebilir. Fakat sahadaki gerçekler bu söylemi fazlasıyla zorluyor. Askeri kapasite, deniz gücü, lojistik derinlik ve bölgesel etki alanı açısından yapılan karşılaştırmalar, bu ittifakın ne kadar sınırlı bir zemine oturduğunu açıkça gösteriyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki donanma varlığı ve operasyonel kabiliyeti, rakip blokla kıyaslandığında ciddi bir üstünlüğe işaret ediyor.

Asıl dikkat çekici olan nokta ise söylemin kendisi. Çünkü güçlü aktörler genellikle gücünü sessizce kullanır. Söylemin bu kadar yüksek sesle dile getirilmesi, sahadaki tedirginliğin bir yansıması olarak okunmalı. Suriye sahasında Türkiye ile doğrudan karşı karşıya gelme ihtimali, İsrail’in manevra alanını daraltıyor. Bu nedenle Doğu Akdeniz üzerinden yeni bir baskı dili kurulmaya çalışılıyor. Ancak gözden kaçan çok önemli bir detay var; Coğrafya. Doğu Akdeniz, masa başında çizilen haritalarla yönetilebilecek bir alan değil. Limanlar, üsler, ikmal hatları ve sahadaki süreklilik bu tür stratejilerin kaderini belirliyor. Ve bu gerçekler, “kuşatma” söyleminin neden pratikte karşılık bulmakta zorlandığını açıkça ortaya koyuyor.

Bugün gördüğümüz şey, Türkiye’ye karşı kurulmuş net bir askeri bloktan ziyade, psikolojik ve diplomatik bir baskı dili. Ancak bu dilin sahada gerçek bir karşılığı olup olmayacağı ayrı bir mesele. Çünkü gerçekçi olmak gerekirse, güç dengeleri niyetten ziyade, kapasiteyle ve süreklilikle belirlenir.

Ya bu denklemi doğru okuyacağız…
Ya da başkalarının çizdiği haritalara bakıp sonradan “nasıl oldu” diye soracağız.
Buraya bir yıldız koyalım.

*Bu siteye yazılan köşe yazıları Türkinform'un editöryal politikasını yansıtmamaktadır. Köşe yazılarındaki görüşler yalnızca yazarları ilgilendirmektedir.*